Sayfalar

4.03.2012


SEVGİ , AŞK  VE   LAİK'LİK , 

               Doğa  ;  başta insan olmak üzere bütün canlılarda   üremeyi  biyolojik  işlevli  beyin köken   öyküsü yaptı..  Sonrası  yüzyıllar  boyunca  canlının , başka  deyişle  doğal varlığın  üremek temel güdüsüne  zihinsel   gizil gücünü  ekleyerek  ,   yaşama  SEVGİ VE AŞK  kavramını   armağan etti...  Armağanın kabul etmeyi   sadece insan başardı.. Bu armağanın   üreteni de tüketeni de insan oldu .. Bu diyalektik   kural , insanın İLK   VAROLUŞUNDAN BU YANA   temel  ortaklıK  OLARAK  süre geliyor.
                Hayvanlar ın dünyasında henüz   böyle bir şey  yok.
                İnsandan başka  , hiçbir canlıda  üremenin temel tekniğine   ve korumak içgüdüsüne  DAYALI OLAN    estetik , sanatsal  ve ruhsal serüven eklenemedi.. Eklenmesini istesekte  , ekleyecek   güç gene evrimin kendisi olacak. Bu da insan ömrünün  sınırları içine sığmıyor. Bilimin geleceğinde ki sayfalarda yer alabilecek  başka bir konu .
                Sevgi ve aşk öncesi  ve sonrası  , insanın  durumu nedir ?  Bilim  bu sorulara   yanıt aramayıa devam ediyor.  Bilime göre   canlı  , sevgiyi ve aşk'ı üretmek ihtiyacı  hissettiğinde  doğal varlığına  değerler yüklüyor.  Diğer deyişle  insanlaşmakla eşgüdümlü  yaşanıyor bu süreç..  
                 Kızıl kıyamet kavga  da  bundan sonra  başlıyor.  Bir yanda bilimin  yalnızca olgulara dayanan   nesnel   verileri , diğer yanda   buna karşı duran ;  dinlerin , ırkların   ,   erklerin    toplumsal   biçimlenme  talepleri  VE  ÜRETTİĞİ  AŞK , SEVGİ  VE TUTKU  anlamı !
                 Bilim ;   günümüzde sevgi ve aşkın  insanda ne ve nasil  olduğunu   bilim disiplinlerinin ortak   alanından  nesnel çıkarımlarla  duraksamadan  yanıtlamayı  sürdürürken ;  buna  karşı duran ; yönetim güçlerinin   ve  dinsel , ırksal     , KÖKTEN  dinci   milliyetçilik   talepleri olan   çevrelerin  yanıtları  keskin ,  dayatmacı   ,  koşullanmış  , öfkeli  , hatta vicdansız  oluyor.. İNANÇ AĞIRLIKLI   AŞK   VE SEVGİ MİTLERİ    üretmenin doğru olduğu  fikri ve tavrı    algılatmak  yöntemi ile  insan kitlelerini sarmalıyor.    Bunlar olurken  ;  bilimin  kendi karakteri gereği  amaçlamadığı siyaset , ticaret  ve  popülizm  araya giriyor ve     bilime  karşı      SİYASETİ  KULLANARAK   TİCARETİ  VE İNSAN ALGISINDA  ÇIKARCILIĞI  her şeyin üstüne çıkarıyor ,  benimsiyor.   O kadar benimsiyor ki  tarihin her devresinde   yönetmek ve egemenlik kavgasını  duraksamadan veriyor.  Ve bakın  neler yapabiliyor.
İnsandan insana , İNSANLAŞAN  sevgi ve aşk yerine , inançla biat aşkı ,
Değerlerin bireyselliği yerine sürüleşmek aşkı..
Aklın ve duygunun  buluştuğu  aşk yerine  , paranın  ucunda  salınan    aşkı ,
İNANCİN  kendi içinde  yer bulması yerine  , efendileşmesini  savunmak aşkı ,
 Yurt   , barınak  , üretmek  aşkı yerine  etnik  duygu  aşkı ,  
Erdemle  aşk yerine , kötülüğe neden üreten   aşkı  ,
Akıl aşkı yerine inanç aşkı  ,
Doğaya  sevgi  yerine doğayı perişan etmek  aşkı .
Bilimin  nesnelliğine karşı   ,  algıların  aldatıcı kolaylığında  büyük olmak aşkı , 
Tanıdıkça büyüyen yerine , tanıdıkça küçülen insan olmak aşkı ,
Her tür şiddet ile övünmek aşkı ,
Gençlerin aşk ve sevgi   dünyalarını  kurgu ve gerçeklik arasında , arafta  algılamalarına topluca  kayıtsızlık aşkı .. 
Öğütleme aşka aşık olma   hali ...!
DUYARLILIK YERİNE YABANCILAŞMAK  AŞKI ,
Kendinizi denetlemeyi . diğer deyişle otokontrölünüzü  en iyi  sağlayan  açıklığa ve dengeye aşık olmak yerine TAM tersi işlev  gören GİZLİLİĞE  tutunmak aşkı,
AHLAKTA  EŞİTLİK  YERİNE AHLAKSIZLIKTA EŞİTLİK AŞKI ,
VİCDANLA  HAKLI  olmak  YERİNE   , VİCDANSIZLIKLA   HAKLI   olmak AŞKI GİBİ ... SAYISIZ ZITLIKLARI   EGEMEN KILABİLİYOR  , GEÇERLEYEBİLİYOR. 
                   Bu durumun karşısında  bilim   ve sanat dünyasından  ; eğitbilim  , tıp  ve   diğer bilim dallarının   yetkin müdahalesi araya girse de    taraftarı az ,  işlevi  etkisiz kalıyor.  Bilimin zaaf taşıyan insan unsurlarını da   kullanmayı başaran   karşı duruşun yönetim erkleri  gazap üzümlerinden  insanları  GÜÇ  yapıyor.
                     Bu   DURUM  karşısında tarihin  vicdanından ve aklından  üretilen  Laiklik  bilimin  son bulduğu çare  oldu ?  Laikliğin   , bilimin anahtarı   olduğu   kötü , çileli  ve   uzun  tecrübelerden sonra  dünyanın  büyük çoğunluğunca   kabul edildi..
                    Laik toplum  , laik   yönetimlerde ki   sevgi ve aşk  aynımıdır sizce ?
                    Bilim  ;  akıl için  makine gibi  , bigisayar gibi değil  anlamla çalışır diyor.   . BEYİNİN   ürettiğini  ANLAMLANDIRAN  ve yön veren akıldır diyor.  Diğer deyişle  akıl , beynin  ANLAM  YÜKLÜ varoluşundan başka bir şey değildir. 
                   İNANÇLARIN , IRKLARIN , gelenek ve   baskın  algının   ANLAMLANDIRDIĞI AŞK , SEVGİ VE TUTKU   İLE   LAİKLİĞİN  ,  başka deyişle  bilimin  ANLAMLANDIRACAĞI  aşk , sevgi ve tutku arasında   FARK   yokmudur  ?  FARK   olmazmı  , olmayacak mı ?
                    Bilim  , yani  laik   toplum bilgisi   kadın ve erkekte   aşkın  ,  sevginin  nörobiyolojisinde  seçiçilik ve fizyolojik temelin  aynılığını    vurgulamaktadır....   Ancak ;  İŞLEVSEL FARKLILIĞı İŞARETLEYEREK   sanat , estetik ve eğitimbilim  yolu ile ,  insanı   İNSANLAŞTIRAN   anlam  ve eşitlik   yüklerken  ; inançlar ( dinler ) gelenekler , etnik kökenler   ve illah... benzeri   alanlar    ayrıştırarak    anlam  yüklemektedir. .   Bilim ve karşı  duruşun  alanları   ,  ikiside  ;  sevgiyi ve aşkı doğanın , insanın  yaşam pınarı   olarak  görmektedir .  
                    Hangisi insancadır ? Hangisi sevgilerinize  , aşklarınıza  , tutkularınıza  daha çok  uygun olacaktır.  ? Hangisinde  özgürlük vardır.. ? Hangisinde sizin iradeniz  olur ? 
                   14 şubat sevgililer  gününüz   kutlu olsun... Aşk , talih ve sevinç getirsin.  
                                                                    
leyla erdem  yiğit 
14 şubat 2012

                                                    
                                                    


     























İSTANBUL ,  
İstanbul  yeditepeden  akıyor.
Sulardan   nakış , 
         altın  kolarından  ufka dantel örüyor.
Havasında  çam  kokulu yeşil ,
Rüzgarında  sarımtırak  öfke ,
Akşamına  çığlık ,
 Sabahına  sevinç bırakıyor.
İstanbul  ,
              Mağrur,
                     Cömert,
                               tutulamaz,
Gökyüzlü  ağaç ve çiçek.
Ve  İstanbul  
 Milyonlarca  renklerden     mağrur.
Geçmişin     çehresinde  muzaffer, 
Hayattan daha fazla hayat ,
Aşk'tan   daha  fazla  aşk ..!
İnsandan daha  çok insan ,
Doğadan daha fazla  kıskanç,
Sarıyer , İstinye , Beykoz
Ve boğaz..!
İstanbul   yeditepeden  akıyor..!
İstanbul  İstanbul olalı direniyor..!

Şişli / İst. 29 aralık 2011
leyla erdem yiğit 


          AHH..GÜLDÜNYA ,                                        

Seni buldularya Güldünya
Ölü bedenini lalezara koydular !
Kalçandaki morlukları resmettiler !
Gülemediğin bu dünyanın cümle dillerinden ,
                              taç koydular başına.
Kalem yarışı yaptılar,
Hak kavgasına tutuştular ! 
Birleşmiş milletlerin birleşmiş gücünü
                               kürsülerden çığırdılar !
Bayrak bayrak gökyüzüne astılar seni!
                              her daim görülecek , duyulacaksın ! 
Kimileri metreslerine ,
Kimi yeni kumaya ,
Kimi erkek erkeğe
                               hikaye edileceksin !
Hasretinden ayyuka gidecekler
Kimileri   kaderdaşlarına anlatacak ,
Sayısız salonlar resminle donanacak !
                              Ahh...güldünya ,
                              İmgenle mostürbasyon yapacak bu dünya...
                              Ve hayasızca
                              kaç güldünya daha asacaklar yanına !
Bağrım yanıyor ,
                            kavruk kavruk !
Söz veriyorum ,
Neden  "namus" diye baktılar sana !
                              Soracağım,
                                                 Soracağız,
                                                              Soracaklar !
Erkeklerin avlandığı  , gök tanrılarının polmadığı  ,
Yer Tanrıları'nın  seni kutsadığı zamanlardan
                                 nasıl düştün bu zamanlara  ?
                                 Soracağım ,
                                                 Soracağız,
                                                        Soracaklar...
İnanma  güldünya !
                              İnanma , ne olur.....?
                               Usumuzu baygın tutan ,
                               Asumana sığınmamızı öğreten ,
                               Bu dünyanın çıkarcılarıdır seni öldüren..!
Erkek egemen diyorlar ahh gülünya
Sahi egemenleri bir kavrasaydık
                               Katillerin düşecekti aklına ,
                                                      egemenleri hapseylerdik odalarına !
Virane anneni ,
Usu yitmiş ağabeyini ,
Kum , kum babanı ,
Kurtarmak için ayağa kalkacaktın !
                                Erkeklerin olsa olsa sevgilimiz olabileceğini ,
                                                      görecektin...!
                                                      Ve
                                                      AŞK nasıl kokar , öğrenecektin !
Boşboğazlar , çenebazlar , sessizler !
Elleri yaratanlar !
Asumana ışık yakanlar ,
                                   Seni güldürmeyen bu dünyanın  canına
                                    OT  tıkayacaklar .


leyla erdem yiğit
2005 Atakent / İzmir