08 mart dünya kadınlar günü anısına saygı ile!
TEPKİ,
Okuyacağınız yazı bilgilendirmekten çok nesnelliği amaçlamaktadır. Her yıl . 8 mart dünya kadınlar günü ülkemizde ilk kez 1921 de "emekçi kadınlar günü" olarak ve 1975 yılında Birleşmiş Milletlerin "dünya kadınlarının on yılı " altında yaptığı çalışma ile tüm dünyada anılmaya başlanmıştır. Çıkış nedeni 1857 yılında Newyork'ta tekstil sanayiinde "daha iyi çalışma koşulları " talep eden işçiler ile çıkan vuruşmada 250 den fazla kadın işçinin ölümüne duyulan tepkidir. İnsanlığın unutturmak istemediği bu tepki ; dünyanın aydın , eşitlikçi ve bağımsızlıkçı güçlerince önemi yaygın biçimde duyurulunca dünya kabul etmiş , Birleşmiş Milletlerce devletler katında kabulü sağlanmıştır. Şimdi dünya kadınları , daha iyi ve güvenilir bir hayat talep etmektedirler.
Aşağıda vereceğim kısa istatistik bilgiden sonra nesnel gerçeklik üzerinden söz edeceğim.
1-Kadınlara ; sistematik tecavüz yer yüzünde ki çatışmalarda ;1994 RAUNDA 'DA , 2003 IRAK savaşında olduğu gibi terör silahı olarak kullanılmaktadır. Bu çatışmalarda 250 bin ila 2 milyon arasında kadının tecavüze uğradığı saptanmıştır. Bilinenlerin dışında gizil kalmış , her tür acıyı barındıran şiddet uygulaması olduğu kaydedilmektedir.
2- Yeryüzü yuvarlağında fuhuşa zorlanan kadın oranının 700 bin ile 4 milyon arasında olduğu açıklanmaktadır.
3- Üç kadından biri dövülmektedir.
4-Dinsel ve başka kültür nedenleri ile yılda 2 milyondan fazla kız çocuğunun genital organlarına hasar verilmektedir. Bu oran 15 saniyede bir 'e denk düşüyor.
Okuduğunuz bu bilgiler ölçülebilmiş nesnel bilgilerdir. İlgili kuruluşlar , bireyler ve bilim insanları nedenlerini kimi yanlı ve felsefi , kimi de yansız , bilimsel bakışla irdelemektedirler. Bu irdelemelere en şiddeti ve yüksek kayıtsızlığı siyasi erkler göstermektedir.. Nedeni vardır bunun .. Tüm dünyada egemen olan güçlülerin resmi temsilcisi olan siyasi erk 'ler temelde insan eşitliği ve özgürlük sorunu olan kadına yönelik her tür ayırımcılığı "oy" uğruna yada başka siyasi tercihlerle ertelmekte , savuşturmaktadır. Din temelli , kökten dinci savunuların öznesi halinde kullanmaktadırlar. Ülkemizde son yirmi yıldır kadınlarımız Cumhuriyetin odağında Kİ gelişme dinamiklerinden sıyırtılarak dinsel algının öznesi haline getirilmiştir. Son on yılda ise bu algı beslenerek resmileştirilmiştir. Hayat ve yaşamak algısı din temelli algılamaya dönüştürülme de kısmen utku sağlanmıştır. Eğer adım , adım ilerleme kaydadilirse bu yeni , inanç temelli kadın tipi, başka hayat biçimlerine sokulmak istenecektir. İnsan bilincinin kendi doğal biyolojik yapılanmasına ters düşecek biçimde algılama yapmasına hazırlamanın ön çalışmasını bu YILLAR DA yaşıyoruz. Günlerdir , "sıkma baş örtünmenin özgürlük olduğu" algısının yaygınlaştırılmasını gözlüyoruz.. Oysa "sıkma baş örtünmek" tamamen siyasidir. Din temellidir ve dinsel algılamanın kadınlar üzerinden yapılan siyasi algılamasıdır. İnancın siyasal ve toplumsal işlevini kadınlar aleyhine kodlamaktadır.
İnancın siyasete dönüştürülmesinin Arap ve ortadoğu ülkelerinde ki sonuçları ayan beyandır. Kadınların kökten dinci kültürle kullanılmasına karşı durulması bilimsel gerçeklik gereğidir.
Biyoloji biliminde kadın ve erkeğin birbirini tamlayan ve yeni bir insanı erekleyen sistematiğinin aynı olduğu inkar edilebilir mi ?
Nöröloji , tıp biliminde merkezi sinir sisteminin erkek ve kadında farklı bilim olduğu söylenebilir mi ? İnsan gözü olduğu için görmek , kulağı olduğu için işitmek , beyni olduğu için düşünmek , bilinci ve duygusu olduğu için hissetmek ister. İnsan olduğu için insanı , doğayı , dünyayı anlamaya gereksinim duyar.
İnancın anlaşılmasına gereksinim duyulup duyulmadığını hiç düşündünüz mü..? Ben düşündüğümde sıkma başta olduğu gibi diğer inanç konularında da nesnel yada basit bir deyişle, bilimsel bir dayanak bulamadım . O zaman inanç merkezli kadın tipi önermesi ve dayatması kadınlara yapılan en ağır ayırımcılıktır.
Tıp ve fen bilimlerinde biyolojik ayırımcılığın olmaması gibi sosyal bilimlerde veye diğer bir deyişle psikiatr , psikoloji , eğitimbilimlerde kadın erkek ayırımcılığı olmadığı halde insanın "algılama" ve analiz gücü ; din köke bağlanarak ve oradan örneklenerek bozulmaktadır. Harun Yahya gibi YARATILIŞ savunucuları geçerlenmektedir. İnsanın "normal patolojisi" göreceli olarak güdülenmektedir. Algılama kadınlar aleyine bozulmaktadır. Bu durum en çok bundan faydalanmak isteyen siyaset tacirlerine yaramaktadır.
Gençlik ; deneyim ve tarihin diyalektik gelişmesi karşısında temel kodlama ve depolamadan yoksun olduğu için ; "ne olacak? Herkes istediği gibi olsun , sıkmabaş örtünmenin ne zararı olur" sorusunu yöneltmektedir. . Oysa kökdinci algılama şu demektir. Bilincimizin ; insan doğamıza aykırı zorlama ve göreceli olarak güdü yöntemi ile bozulmasıdır. Bu bozulma ilişkilerin ve hayatın her alanında baş gösterecektir. Tıpkı " ...dekolte giyim tecavüze davet eder " diyen prefösör ve sıkma başlı kadınlarda gördüğümüz gibi. Oysa normal algı ve doğamıza uygun tutum ; erkeğin kadından , kadının erkekten etkilenmesini , karşılıklı dokunmak isteğini uygun ve normal görmektir. Ancak ; bu etkilenmenin nasıl , ne düzey ve nitelikte olacağı, sınırlarını öğrenmenin esas olduğunu kabul etmek sorunun birinci hal yoludur.
Geçen yıllar günlerdir TV ' lerde , kadının erkeği ve tecavüzcüyü kışkırtıp kışkırtmayacağı konuşuldu ...Sunucular şu soruları
sormadı ; Dekolteden tahrik olan bir erkeğin mutlaka tecavüzü düşünmesi , istencini bu yolda kullanması mı gerekiyor?
Daha insanca ilişkiyi öğretebilmek mümkün değil mi ?
Hayvanlardan hangi hayvan, istediğine ön sevişme davranımları göstermeden diğerine saldırıyor..?
Neden erkek tahrik oluyor da , kadın tahrik olmaması gerek..?
Kadın hissetmiyor mu ?
Tecavüzcülerin birçoğu hastalıklı değildir ! O halde kültürel kodlamalar sorgulanması gerekmez mi diye neden DÜŞÜNMÜYORUZ?
Hangi kültürlerde "boşanmış dul kadının erkek ihtiyacı vardır ..?
Kadın ilişkiyi istemese de, zorla ilişkiye girişirsem ihtiyacı aklına gelir ve sevişir! Sevişmezse de tecavüzümden bile hoşlanır".....saplantı fikri erkeklere neden kodlanmaktadır..? diye asla sormuyoruz. ?
Hangi ekonomik sistemler kadını terör aracı gibi kullanıyor ? Hangi hukuk sisteminde kadın HAK mahrumu olarak kabul ediliyor...? MİRAS HUKUKUNUN UYGULANMASINI ASLA SORGULAMIYORUZ. Tüm dinlerin kadına erkeğin arkasından hak ve yer verip , vermediğini ; bunun toplumsal ve uhrevi nedenlerinin olup olmadığını sorgulamıyoruz. KADIN ERKEK eşitliğinin ; hukuksal ve toplumsal uygarlık olup olmadığını sormuyoruz.
Ve nihayet kadının çilesinin toplumsal algılama , bilinçaltı kodlama , hukuksal yaptırım , ekonomik güç , din kökenli tavır ve inançlardan mı , yoksa erkeklerin kötülüğünden mi .. beslenip büyütüldüğünü kimse , kimseye sormadı , sormuyor.
Yukarıda sıraladığım soruların yanıtlanıp , anlam bulması ile insanlık insanlaşmayı başaracaktır. Şimdilik havayı dövüyoruz. Dünyanın altüst olmaya ihtiyacı var . Toplumların "İyileştirici " , çok anlamlı bireysel ve toplumsal sevgilere ihtiyacı vardır. Hep birlikte bu ihtiyacın nasıl giderileceğine ilişkin yorulmak zorundayız. Yakın bir gelecekte erkek fahişeliğinin nasıl pazarlandığına , savaş tecavüzlerinde nasıl kullanıldığına , deliren vicdanın neler yaptığına insanlık tanıklık yapacaktır. Sorun insan sorunudur. İnsan bilime namuslu bir çalışmak ve araştırmak görevi düşmektedir.
Cumhuriyetin bilimsel algı odağında yetişmiş,
Varoluşu bu açıdan DA gören kadınların ,
Anadolu'nun çileli kadınlarının ve erkeklerinin,
ULUSUN HAKSIZ ACILAR İÇİNDE YÜREKLERİ DAĞLANMIŞ ANALARIN,
Emeği ile hayat sürdüren üretmen EMEKÇİ kadınların ,
Savaş acısı içinde kahrolmuş dünya kadınlarının ve erkeklerinin 8 mart dünya kadınları gününü KUTLUYORUM.
Atatürk'ün 1934 yılında tüm dünyadan önce Türk kadınının haklarını tanıdığı , seçme seçilme hakkı vererek dünya kadınlar gününe ANLAM KATTIĞI DÜNYA emekçi KADINLAR gününü aydınlığa giden yol olsun ; ŞANS, AŞK , HUZUR, UTKU ve ESENLİK getirsin dileklerimle kutluyorum.
Leyla Erdem Yiğit. 08.03.2014
Aşağıda vereceğim kısa istatistik bilgiden sonra nesnel gerçeklik üzerinden söz edeceğim.
1-Kadınlara ; sistematik tecavüz yer yüzünde ki çatışmalarda ;1994 RAUNDA 'DA , 2003 IRAK savaşında olduğu gibi terör silahı olarak kullanılmaktadır. Bu çatışmalarda 250 bin ila 2 milyon arasında kadının tecavüze uğradığı saptanmıştır. Bilinenlerin dışında gizil kalmış , her tür acıyı barındıran şiddet uygulaması olduğu kaydedilmektedir.
2- Yeryüzü yuvarlağında fuhuşa zorlanan kadın oranının 700 bin ile 4 milyon arasında olduğu açıklanmaktadır.
3- Üç kadından biri dövülmektedir.
4-Dinsel ve başka kültür nedenleri ile yılda 2 milyondan fazla kız çocuğunun genital organlarına hasar verilmektedir. Bu oran 15 saniyede bir 'e denk düşüyor.
Okuduğunuz bu bilgiler ölçülebilmiş nesnel bilgilerdir. İlgili kuruluşlar , bireyler ve bilim insanları nedenlerini kimi yanlı ve felsefi , kimi de yansız , bilimsel bakışla irdelemektedirler. Bu irdelemelere en şiddeti ve yüksek kayıtsızlığı siyasi erkler göstermektedir.. Nedeni vardır bunun .. Tüm dünyada egemen olan güçlülerin resmi temsilcisi olan siyasi erk 'ler temelde insan eşitliği ve özgürlük sorunu olan kadına yönelik her tür ayırımcılığı "oy" uğruna yada başka siyasi tercihlerle ertelmekte , savuşturmaktadır. Din temelli , kökten dinci savunuların öznesi halinde kullanmaktadırlar. Ülkemizde son yirmi yıldır kadınlarımız Cumhuriyetin odağında Kİ gelişme dinamiklerinden sıyırtılarak dinsel algının öznesi haline getirilmiştir. Son on yılda ise bu algı beslenerek resmileştirilmiştir. Hayat ve yaşamak algısı din temelli algılamaya dönüştürülme de kısmen utku sağlanmıştır. Eğer adım , adım ilerleme kaydadilirse bu yeni , inanç temelli kadın tipi, başka hayat biçimlerine sokulmak istenecektir. İnsan bilincinin kendi doğal biyolojik yapılanmasına ters düşecek biçimde algılama yapmasına hazırlamanın ön çalışmasını bu YILLAR DA yaşıyoruz. Günlerdir , "sıkma baş örtünmenin özgürlük olduğu" algısının yaygınlaştırılmasını gözlüyoruz.. Oysa "sıkma baş örtünmek" tamamen siyasidir. Din temellidir ve dinsel algılamanın kadınlar üzerinden yapılan siyasi algılamasıdır. İnancın siyasal ve toplumsal işlevini kadınlar aleyhine kodlamaktadır.
İnancın siyasete dönüştürülmesinin Arap ve ortadoğu ülkelerinde ki sonuçları ayan beyandır. Kadınların kökten dinci kültürle kullanılmasına karşı durulması bilimsel gerçeklik gereğidir.
Biyoloji biliminde kadın ve erkeğin birbirini tamlayan ve yeni bir insanı erekleyen sistematiğinin aynı olduğu inkar edilebilir mi ?
Nöröloji , tıp biliminde merkezi sinir sisteminin erkek ve kadında farklı bilim olduğu söylenebilir mi ? İnsan gözü olduğu için görmek , kulağı olduğu için işitmek , beyni olduğu için düşünmek , bilinci ve duygusu olduğu için hissetmek ister. İnsan olduğu için insanı , doğayı , dünyayı anlamaya gereksinim duyar.
İnancın anlaşılmasına gereksinim duyulup duyulmadığını hiç düşündünüz mü..? Ben düşündüğümde sıkma başta olduğu gibi diğer inanç konularında da nesnel yada basit bir deyişle, bilimsel bir dayanak bulamadım . O zaman inanç merkezli kadın tipi önermesi ve dayatması kadınlara yapılan en ağır ayırımcılıktır.
Tıp ve fen bilimlerinde biyolojik ayırımcılığın olmaması gibi sosyal bilimlerde veye diğer bir deyişle psikiatr , psikoloji , eğitimbilimlerde kadın erkek ayırımcılığı olmadığı halde insanın "algılama" ve analiz gücü ; din köke bağlanarak ve oradan örneklenerek bozulmaktadır. Harun Yahya gibi YARATILIŞ savunucuları geçerlenmektedir. İnsanın "normal patolojisi" göreceli olarak güdülenmektedir. Algılama kadınlar aleyine bozulmaktadır. Bu durum en çok bundan faydalanmak isteyen siyaset tacirlerine yaramaktadır.
Gençlik ; deneyim ve tarihin diyalektik gelişmesi karşısında temel kodlama ve depolamadan yoksun olduğu için ; "ne olacak? Herkes istediği gibi olsun , sıkmabaş örtünmenin ne zararı olur" sorusunu yöneltmektedir. . Oysa kökdinci algılama şu demektir. Bilincimizin ; insan doğamıza aykırı zorlama ve göreceli olarak güdü yöntemi ile bozulmasıdır. Bu bozulma ilişkilerin ve hayatın her alanında baş gösterecektir. Tıpkı " ...dekolte giyim tecavüze davet eder " diyen prefösör ve sıkma başlı kadınlarda gördüğümüz gibi. Oysa normal algı ve doğamıza uygun tutum ; erkeğin kadından , kadının erkekten etkilenmesini , karşılıklı dokunmak isteğini uygun ve normal görmektir. Ancak ; bu etkilenmenin nasıl , ne düzey ve nitelikte olacağı, sınırlarını öğrenmenin esas olduğunu kabul etmek sorunun birinci hal yoludur.
Geçen yıllar günlerdir TV ' lerde , kadının erkeği ve tecavüzcüyü kışkırtıp kışkırtmayacağı konuşuldu ...Sunucular şu soruları
sormadı ; Dekolteden tahrik olan bir erkeğin mutlaka tecavüzü düşünmesi , istencini bu yolda kullanması mı gerekiyor?
Daha insanca ilişkiyi öğretebilmek mümkün değil mi ?
Hayvanlardan hangi hayvan, istediğine ön sevişme davranımları göstermeden diğerine saldırıyor..?
Neden erkek tahrik oluyor da , kadın tahrik olmaması gerek..?
Kadın hissetmiyor mu ?
Tecavüzcülerin birçoğu hastalıklı değildir ! O halde kültürel kodlamalar sorgulanması gerekmez mi diye neden DÜŞÜNMÜYORUZ?
Hangi kültürlerde "boşanmış dul kadının erkek ihtiyacı vardır ..?
Kadın ilişkiyi istemese de, zorla ilişkiye girişirsem ihtiyacı aklına gelir ve sevişir! Sevişmezse de tecavüzümden bile hoşlanır".....saplantı fikri erkeklere neden kodlanmaktadır..? diye asla sormuyoruz. ?
Hangi ekonomik sistemler kadını terör aracı gibi kullanıyor ? Hangi hukuk sisteminde kadın HAK mahrumu olarak kabul ediliyor...? MİRAS HUKUKUNUN UYGULANMASINI ASLA SORGULAMIYORUZ. Tüm dinlerin kadına erkeğin arkasından hak ve yer verip , vermediğini ; bunun toplumsal ve uhrevi nedenlerinin olup olmadığını sorgulamıyoruz. KADIN ERKEK eşitliğinin ; hukuksal ve toplumsal uygarlık olup olmadığını sormuyoruz.
Ve nihayet kadının çilesinin toplumsal algılama , bilinçaltı kodlama , hukuksal yaptırım , ekonomik güç , din kökenli tavır ve inançlardan mı , yoksa erkeklerin kötülüğünden mi .. beslenip büyütüldüğünü kimse , kimseye sormadı , sormuyor.
Yukarıda sıraladığım soruların yanıtlanıp , anlam bulması ile insanlık insanlaşmayı başaracaktır. Şimdilik havayı dövüyoruz. Dünyanın altüst olmaya ihtiyacı var . Toplumların "İyileştirici " , çok anlamlı bireysel ve toplumsal sevgilere ihtiyacı vardır. Hep birlikte bu ihtiyacın nasıl giderileceğine ilişkin yorulmak zorundayız. Yakın bir gelecekte erkek fahişeliğinin nasıl pazarlandığına , savaş tecavüzlerinde nasıl kullanıldığına , deliren vicdanın neler yaptığına insanlık tanıklık yapacaktır. Sorun insan sorunudur. İnsan bilime namuslu bir çalışmak ve araştırmak görevi düşmektedir.
Cumhuriyetin bilimsel algı odağında yetişmiş,
Varoluşu bu açıdan DA gören kadınların ,
Anadolu'nun çileli kadınlarının ve erkeklerinin,
ULUSUN HAKSIZ ACILAR İÇİNDE YÜREKLERİ DAĞLANMIŞ ANALARIN,
Emeği ile hayat sürdüren üretmen EMEKÇİ kadınların ,
Savaş acısı içinde kahrolmuş dünya kadınlarının ve erkeklerinin 8 mart dünya kadınları gününü KUTLUYORUM.
Atatürk'ün 1934 yılında tüm dünyadan önce Türk kadınının haklarını tanıdığı , seçme seçilme hakkı vererek dünya kadınlar gününe ANLAM KATTIĞI DÜNYA emekçi KADINLAR gününü aydınlığa giden yol olsun ; ŞANS, AŞK , HUZUR, UTKU ve ESENLİK getirsin dileklerimle kutluyorum.
Leyla Erdem Yiğit. 08.03.2014
