Sayfalar

4.07.2012

İÇE  KAPANIKLIK  HASTALIK DEĞİL , 

        

       Çoğu kimse autizm / otizm  ile  içe kapanıklığı karıştırabilmektedir. 
       Autizm / otizm  beyin kökenli gelişim ve iletişim  bozukluğudur. Algılamak  , ilgi ve duygu yoksunluğu olarak ta  tanımlanabilir.
         İçe kapanıklık ise , biyolojik kökenli  biyogenik  , toplumsal kökenli  sosyogenik ,  kişisel   arzularımızı     önemsediklerimizi belirleyen    ideogenik      kimliğimizin bileşkesinden   üretilen   davranıştır.. 
         Otizm de insan topluluklarından rahatsızlık  duymak vardır. Canlıları   kullanabileceği   nesne , eşya gibi  hisseder. 
           İçe kapanık insan da ise ,  insandan ve toplumdan rahatsızlık duymak yoktur. Ancak, çoğunca   tercihi yalnız kalmaktan yanadır..İletişim , duygu , ilgi ve  her şey normaldir. 

leyla erdem yiğit
kln. p.gog
07/ 04/ 2012

Sana ,
Yazarak söyleyemediğimi ,
Bakışarak  söyleyebilir miydim 
                    çok sevdiğimi .                  dizelerinde olduğu gibi içe kapanıklık söz konusudur. 

Yeni pencerede
Yazdır
Tümünü genişlet


8 mart dünya kadınlar günü  anısına  saygı ile sunulur

TEPKİ ,
             Okuyacağınız  yazı bilgilendirmekten çok  nesnel  gerçekliği  amaçlamaktadır. Her yıl  . 8 mart dünya kadınlar günü  ülkemizde ilk kez  1921 de "emekçi kadınlar günü"  olarak ve 1975 yılında Birleşmiş Milletlerin "dünya kadınlarının on yılı " altında yaptığı çalışma  ile tüm dünyada anılmaya başlanmıştır. Çıkış nedeni 1857 yılında Newyork'ta tekstil sanayisinde   "daha iyi çalışma koşulları " talep eden işçiler ile çıkan vuruşmada 250 den fazla kadın işçinin ölümüne duyulan tepkidir. İnsanlığın unutturmak istemediği bu tepki ; dünyanın aydın , eşitlikçi ve bağımsızlıkçı güçlerince önemi yaygın biçimde duyurulunca  dünya kabul etmiş , Birleşmiş Milletlerce  devletler katında kabulü sağlanmıştır. Şimdi  dünya kadınları , daha iyi ve güvenilir bir hayat talep etmektedirler. Aşağıda vereceğim kısa istatistik bilgiden sonra  nesnel gerçeklik üzerinden söz edeceğim. 
                  1-Kadınlara ; sistematik tecavüz   yeryüzünde ki  çatışmalarda ;1994 RAUNDA 'DA , 2003 IRAK savaşında olduğu gibi  terör silahı olarak kullanılmaktadır. Bu çatışmalarda 250 bin ila 2 milyon arasında kadının  tecavüze uğradığı saptanmıştır.  Bilinenlerin dışında  gizil kalmış , her tür acıyı barındıran  şiddet  uygulaması olduğu kaydedilmektedir.
                  2- Yeryüzü yuvarlağında fuhuşla zorlanan kadın oranının 700 bin ile 4 milyon arasında olduğu açıklanmaktadır.
                  3- 3kadından biri dövülmektedir.
                  4- Dinsel ve başka kültür nedenleri ile  yılda 2 milyondan  fazla kız çocuğunun  geni tal organlarına hasar verilmektedir. Bu oran 15 saniyede bir 'e denk düşüyor.
                    Okuduğunuz bu bilgiler ölçülebilmiş nesnel bilgilerdir. İlgili kuruluşlar , bireyler ve bilim insanları nedenlerini  kimi yanlı  ve  felsefi  , kimi de yansız , bilimsel bakışla irdelemektedirler. Bu irdelemelere en şiddeti  ve yüksek kayıtsızlığı siyasi erkler göstermektedir.. Nedeni vardır bunun .. Tüm dünyada egemen olan güçlülerin  resmi temsilcisi olan siyasi erk 'ler  temelde insan eşitliği ve  özgürlük sorunu   olan kadına  yönelik her tür ayrımcılığı "oy" uğruna yada  başka kaygılar ve siyasi tercihlerle  ertelemekte , savuşturmaktadır. Veya din temelli , kökten dinci  savunuların  öznesi halinde kullanmaktadırlar. Ülkemizde son yirmi yıldır  kadınlarımız Cumhuriyetin odağından ve gelişmek  dinamiklerinden sıyırtılarak  dinsel algının öznesi haline getirilmiş , son on yılda ise  bu algı beslenerek resmileştirilmiştir. Hayat ve yaşamak algısı  din temelli algılamaya dönüştürülmede kısmen utku sağlanmıştır. Eğer adım , adım ilerleme kaydedilirse  bu yeni , inanç temelli kadın tipi ; başka hayat biçimlerine sokulmak istenecektir. İnsan bilincinin  kendi  doğal biyolojik  yapılanmasına ters düşecek biçimde algılama yapmasına  hazırlamanın ön çalışmasını bugün yaşıyoruz. Günlerdir , "sıkma baş örtünmenin  özgürlük olduğu"  algısının yaygınlaştırılmasını gözlüyoruz.. Oysa  "sıkma baş örtünmek"  tamamen siyasidir.  Din temellidir ve dinsel algılamanın kadınlar üzerinden yapılan siyasi kol  algılatmasıdır. İnanç İ siyasal ve toplumsal  işlevini kadınlar alehine kodlamaktadır.   İnancın  siyasete dönüştürülmesinin  Arap ve ortadoğu ülkelerinde ki sonuçları  ayan beyandır.  Kadınların  kökten dinci kültürle kullanılmasına  karşı durulması  bilimsel gerçeklik gereğidir.  Biyoloji biliminde  kadın ve erkeğin  birbirini  tamlayan ve yeni bir insanı ereklenen  sistematiğinin aynı olduğu inkar edilebilir mi ? Nöroloji , tıp biliminde merkezi sinir sisteminin  erkek ve kadında farklı  bilim olduğu söylenebilir mi ? İnsan gözü olduğu için görmek , kulağı olduğu için işitmek , beyni olduğu için düşünmek , bilinci ve duygusu olduğu için hissetmek  ister.. İnsan olduğu için insanı , doğayı , dünyayı anlamaya gereksinim duyar...
                  İnancın anlaşılmasına gereksinim duyulup duyulmadığını hiç düşündünüz mü..?  Ben düşündüğümde  sıkma başta   olduğu gibi diğer inanmak konularında  da  nesnel   yada  basit deyişle ; bilimsel  bir dayanak bulamadım .  O zaman  inanç merkezli kadın tipi   önermesi ve dayatması kadınlara yapılan en ağır ayrımcılıktır.
                  Tıp ve fen bilimlerinde biyolojik ayrımcılığın olmaması gibi  sosyal bilimlerde de , başka bir deyişle psikiyatr , psikoloji , eğitim bilimlerde  kadın erkek ayrımcılığı  olmadığı halde ,  insanın  "algılama" ve analiz gücü ; din köke bağlanarak ve oradan örneklenerek bozulmaktadır.  Harun Yahya gibi YARATILIŞ savunucuları geçerlenmektedir.  İnsanın "normal  görünümlü patolojisi"  göreceli güdülenmek yoluyla sağlanmakta ,  algılama kadınlar  aleyhine bozulmaktadır.  Bu durum en çok bundan faydalanmak isteyen siyaset tacirlerine yaramaktadır.
                Gençlik  ; deneyim ve tarihin diyalektik  gelişmesi  karşısında  temel kodlama ve depolamadan yoksun olduğu için " ne olacak , herkes istediği gibi  olsun , sıkma baş  örtünmenin ne zararı olur " sorusunu yöneltiyor . Oysa  kök dinci algılama  bilincimizin ;  insan  doğamıza   aykırı  zorlama  ve göreceli güdü   yöntemi ile   bozulmasıdır.   Bu bozulmak ilişkilerin ve hayatın her alanıda   baş gösterecektir. Tıpkı  " ...dekolte giyim tecavüze davet eder " diyen  PROF ve sıkma başlı  kadınlarda gördüğümüz gibi.   Oysa normal ve doğamıza  uygun olan erkeğin kadından , kadının erkekten  etkilenmesi ve dokunmak isteğini  uygun ve normal görmektir. Ancak ; bu etkilenmenin nasıl ,  ne  düzey ve nitelikte  uygulanabileceğini , sınırlarını   bilinçaltında  ve göreceli güdüleme  yolu  ile  doğru  öğrenmenin esas olduğunu  kabul etmek , sorunun birinci hal yoludur. 
             Günlerdir TV ' lerde , kadının erkeği ve tecavüzcüyü kışkırtıp kışkırtmayacağını   konuşanlara ,  sunucular  şu  soruları
 soramadı ;    Dekolteden  tahrik olan erkeğin mutlaka tecavüzü mü düşünmesi  ve  istencini bu yolda kullanması   mı  gerekiyor.   Daha insanca ilişkiyi öğretebilmek mümkün değil mi ? Hayvanlardan hangi hayvan ;  istediğine ön sevişme   davranımları göstermeden saldırıyor..? Neden erkek  tahrik oluyor da , kadın tahrik olmaması gerek..? Kadın hissetmiyor mu ? Kaldı ki  tecavüzcülerin birçoğu hastalıklı değil. Yoksa bu  kültürel bir kodlamak mı diye....?  sormadı ..
             Hangi kültürlerde  " boşanmış dul kadının erkek ihtiyacı  vardır ...istemese de   zorla  girişirsem ihtiyacı aklına gelir ve sevişir ,  tecavüz bile etsem  hoşlanır " kültürü sinsice  erkeklere kodlanmaktadır..? diye sormadı... ?  Ve gene  sunucu  kadınlara;  sizin   etkilenmeniz nasıl oluyor ? diye sormadı.. Hangi ekonomik sistemler kadını terör aracı gibi kullanıyor ? diye sormadı .  Hangi hukuk sisteminde kadın hak mahrumu olarak  kabul ediliyor...?  diye sormadı . Tüm dinlerin kadına erkeğin arkasından hak ve yer verip , vermediğini ; bunun  toplumsal ve uhrevi nedenlerinin olup olmadığını  ?  sormadı. KADIN ERKEK eşitliğinin ; hukuksal ve toplumsal  uygarlık  ölçütü olup olmadığını sormadı .
               Ve nihayet kadının çilesinin toplumsal algılama , bilinçaltı kodlama , hukuksal yaptırım , ekonomik  güç , din kökenli  tavır ve inançlardan  mı  , yoksa erkeklerin kötülüğünden mi .. beslenip büyütüldüğünü kimse , kimseye sormadı , sormuyor. 
               Yukarıda sıraladığım soruların yanıtlanıp  ,  anlam bulması ile insanlık  insanlaşmayı başaracaktır. Şimdilik havayı dövüyoruz. Dünyanın altüst  olmaya  ihtiyacı  var . Toplumların  "İyileştirici "  , çok anlamlı  bireysel ve toplumsal  sevgilere ihtiyacı vardır.  Hep birlikte bu ihtiyacın nasıl giderileceğine   ilişkin yorulmak  zorundayız. Yakın bir gelecekte  erkek fahişeliğinin  nasıl pazarlandığına , savaş tecavüzlerinde nasıl kullanıldığına , deliren vicdanın neler yaptığına   insanlık tanıklık yapacaktır. Sorun insan sorunudur. İnsan bilime  namuslu bir çalışmak ve araştırmak görevi düşmektedir.
              Cumhuriyetin  bilimsel  algılama odağında  yetişmiş ve bu gün  varoluşu bu açıdan gören kadınların , Anadolu'nun çileli kadınlarının  ve erkeklerinin  , emeği  ile hayat sürdüren   üretmen kadınların , savaş acısı içinde kahrolmuş kadınların  ve erkeklerin  8 mart dünya kadınları gününü aydınlığa giden  yolun     başlangıç günü  olsun  ;  şans  ve esenlik  getirsin dileklerimle  kutluyorum.


leyla erdem yiğit   
05/03/2012