![]() ![]() ![]()
8 mart dünya kadınlar günü anısına saygı ile sunulur
TEPKİ ,
Okuyacağınız yazı bilgilendirmekten çok nesnel gerçekliği amaçlamaktadır. Her yıl . 8 mart dünya kadınlar günü ülkemizde ilk kez 1921 de "emekçi kadınlar günü" olarak ve 1975 yılında Birleşmiş Milletlerin "dünya kadınlarının on yılı " altında yaptığı çalışma ile tüm dünyada anılmaya başlanmıştır. Çıkış nedeni 1857 yılında Newyork'ta tekstil sanayisinde "daha iyi çalışma koşulları " talep eden işçiler ile çıkan vuruşmada 250 den fazla kadın işçinin ölümüne duyulan tepkidir. İnsanlığın unutturmak istemediği bu tepki ; dünyanın aydın , eşitlikçi ve bağımsızlıkçı güçlerince önemi yaygın biçimde duyurulunca dünya kabul etmiş , Birleşmiş Milletlerce devletler katında kabulü sağlanmıştır. Şimdi dünya kadınları , daha iyi ve güvenilir bir hayat talep etmektedirler. Aşağıda vereceğim kısa istatistik bilgiden sonra nesnel gerçeklik üzerinden söz edeceğim.
1-Kadınlara ; sistematik tecavüz yeryüzünde ki çatışmalarda ;1994 RAUNDA 'DA , 2003 IRAK savaşında olduğu gibi terör silahı olarak kullanılmaktadır. Bu çatışmalarda 250 bin ila 2 milyon arasında kadının tecavüze uğradığı saptanmıştır. Bilinenlerin dışında gizil kalmış , her tür acıyı barındıran şiddet uygulaması olduğu kaydedilmektedir.
2- Yeryüzü yuvarlağında fuhuşla zorlanan kadın oranının 700 bin ile 4 milyon arasında olduğu açıklanmaktadır.
3- 3kadından biri dövülmektedir.
4- Dinsel ve başka kültür nedenleri ile yılda 2 milyondan fazla kız çocuğunun geni tal organlarına hasar verilmektedir. Bu oran 15 saniyede bir 'e denk düşüyor.
Okuduğunuz bu bilgiler ölçülebilmiş nesnel bilgilerdir. İlgili kuruluşlar , bireyler ve bilim insanları nedenlerini kimi yanlı ve felsefi , kimi de yansız , bilimsel bakışla irdelemektedirler. Bu irdelemelere en şiddeti ve yüksek kayıtsızlığı siyasi erkler göstermektedir.. Nedeni vardır bunun .. Tüm dünyada egemen olan güçlülerin resmi temsilcisi olan siyasi erk 'ler temelde insan eşitliği ve özgürlük sorunu olan kadına yönelik her tür ayrımcılığı "oy" uğruna yada başka kaygılar ve siyasi tercihlerle ertelemekte , savuşturmaktadır. Veya din temelli , kökten dinci savunuların öznesi halinde kullanmaktadırlar. Ülkemizde son yirmi yıldır kadınlarımız Cumhuriyetin odağından ve gelişmek dinamiklerinden sıyırtılarak dinsel algının öznesi haline getirilmiş , son on yılda ise bu algı beslenerek resmileştirilmiştir. Hayat ve yaşamak algısı din temelli algılamaya dönüştürülmede kısmen utku sağlanmıştır. Eğer adım , adım ilerleme kaydedilirse bu yeni , inanç temelli kadın tipi ; başka hayat biçimlerine sokulmak istenecektir. İnsan bilincinin kendi doğal biyolojik yapılanmasına ters düşecek biçimde algılama yapmasına hazırlamanın ön çalışmasını bugün yaşıyoruz. Günlerdir , "sıkma baş örtünmenin özgürlük olduğu" algısının yaygınlaştırılmasını gözlüyoruz.. Oysa "sıkma baş örtünmek" tamamen siyasidir. Din temellidir ve dinsel algılamanın kadınlar üzerinden yapılan siyasi kol algılatmasıdır. İnanç İ siyasal ve toplumsal işlevini kadınlar alehine kodlamaktadır. İnancın siyasete dönüştürülmesinin Arap ve ortadoğu ülkelerinde ki sonuçları ayan beyandır. Kadınların kökten dinci kültürle kullanılmasına karşı durulması bilimsel gerçeklik gereğidir. Biyoloji biliminde kadın ve erkeğin birbirini tamlayan ve yeni bir insanı ereklenen sistematiğinin aynı olduğu inkar edilebilir mi ? Nöroloji , tıp biliminde merkezi sinir sisteminin erkek ve kadında farklı bilim olduğu söylenebilir mi ? İnsan gözü olduğu için görmek , kulağı olduğu için işitmek , beyni olduğu için düşünmek , bilinci ve duygusu olduğu için hissetmek ister.. İnsan olduğu için insanı , doğayı , dünyayı anlamaya gereksinim duyar...
İnancın anlaşılmasına gereksinim duyulup duyulmadığını hiç düşündünüz mü..? Ben düşündüğümde sıkma başta olduğu gibi diğer inanmak konularında da nesnel yada basit deyişle ; bilimsel bir dayanak bulamadım . O zaman inanç merkezli kadın tipi önermesi ve dayatması kadınlara yapılan en ağır ayrımcılıktır.
Tıp ve fen bilimlerinde biyolojik ayrımcılığın olmaması gibi sosyal bilimlerde de , başka bir deyişle psikiyatr , psikoloji , eğitim bilimlerde kadın erkek ayrımcılığı olmadığı halde , insanın "algılama" ve analiz gücü ; din köke bağlanarak ve oradan örneklenerek bozulmaktadır. Harun Yahya gibi YARATILIŞ savunucuları geçerlenmektedir. İnsanın "normal görünümlü patolojisi" göreceli güdülenmek yoluyla sağlanmakta , algılama kadınlar aleyhine bozulmaktadır. Bu durum en çok bundan faydalanmak isteyen siyaset tacirlerine yaramaktadır.
Gençlik ; deneyim ve tarihin diyalektik gelişmesi karşısında temel kodlama ve depolamadan yoksun olduğu için " ne olacak , herkes istediği gibi olsun , sıkma baş örtünmenin ne zararı olur " sorusunu yöneltiyor . Oysa kök dinci algılama bilincimizin ; insan doğamıza aykırı zorlama ve göreceli güdü yöntemi ile bozulmasıdır. Bu bozulmak ilişkilerin ve hayatın her alanıda baş gösterecektir. Tıpkı " ...dekolte giyim tecavüze davet eder " diyen PROF ve sıkma başlı kadınlarda gördüğümüz gibi. Oysa normal ve doğamıza uygun olan erkeğin kadından , kadının erkekten etkilenmesi ve dokunmak isteğini uygun ve normal görmektir. Ancak ; bu etkilenmenin nasıl , ne düzey ve nitelikte uygulanabileceğini , sınırlarını bilinçaltında ve göreceli güdüleme yolu ile doğru öğrenmenin esas olduğunu kabul etmek , sorunun birinci hal yoludur.
Günlerdir TV ' lerde , kadının erkeği ve tecavüzcüyü kışkırtıp kışkırtmayacağını konuşanlara , sunucular şu soruları
soramadı ; Dekolteden tahrik olan erkeğin mutlaka tecavüzü mü düşünmesi ve istencini bu yolda kullanması mı gerekiyor. Daha insanca ilişkiyi öğretebilmek mümkün değil mi ? Hayvanlardan hangi hayvan ; istediğine ön sevişme davranımları göstermeden saldırıyor..? Neden erkek tahrik oluyor da , kadın tahrik olmaması gerek..? Kadın hissetmiyor mu ? Kaldı ki tecavüzcülerin birçoğu hastalıklı değil. Yoksa bu kültürel bir kodlamak mı diye....? sormadı ..
Hangi kültürlerde " boşanmış dul kadının erkek ihtiyacı vardır ...istemese de zorla girişirsem ihtiyacı aklına gelir ve sevişir , tecavüz bile etsem hoşlanır " kültürü sinsice erkeklere kodlanmaktadır..? diye sormadı... ? Ve gene sunucu kadınlara; sizin etkilenmeniz nasıl oluyor ? diye sormadı.. Hangi ekonomik sistemler kadını terör aracı gibi kullanıyor ? diye sormadı . Hangi hukuk sisteminde kadın hak mahrumu olarak kabul ediliyor...? diye sormadı . Tüm dinlerin kadına erkeğin arkasından hak ve yer verip , vermediğini ; bunun toplumsal ve uhrevi nedenlerinin olup olmadığını ? sormadı. KADIN ERKEK eşitliğinin ; hukuksal ve toplumsal uygarlık ölçütü olup olmadığını sormadı .
Ve nihayet kadının çilesinin toplumsal algılama , bilinçaltı kodlama , hukuksal yaptırım , ekonomik güç , din kökenli tavır ve inançlardan mı , yoksa erkeklerin kötülüğünden mi .. beslenip büyütüldüğünü kimse , kimseye sormadı , sormuyor.
Yukarıda sıraladığım soruların yanıtlanıp , anlam bulması ile insanlık insanlaşmayı başaracaktır. Şimdilik havayı dövüyoruz. Dünyanın altüst olmaya ihtiyacı var . Toplumların "İyileştirici " , çok anlamlı bireysel ve toplumsal sevgilere ihtiyacı vardır. Hep birlikte bu ihtiyacın nasıl giderileceğine ilişkin yorulmak zorundayız. Yakın bir gelecekte erkek fahişeliğinin nasıl pazarlandığına , savaş tecavüzlerinde nasıl kullanıldığına , deliren vicdanın neler yaptığına insanlık tanıklık yapacaktır. Sorun insan sorunudur. İnsan bilime namuslu bir çalışmak ve araştırmak görevi düşmektedir.
Cumhuriyetin bilimsel algılama odağında yetişmiş ve bu gün varoluşu bu açıdan gören kadınların , Anadolu'nun çileli kadınlarının ve erkeklerinin , emeği ile hayat sürdüren üretmen kadınların , savaş acısı içinde kahrolmuş kadınların ve erkeklerin 8 mart dünya kadınları gününü aydınlığa giden yolun başlangıç günü olsun ; şans ve esenlik getirsin dileklerimle kutluyorum.
leyla erdem yiğit
05/03/2012
|
Güneşi yeyüzüne indirenler gerçek sanatçılar bilim ve insan zekasıdır . Ahlak ve erdem bunların ürünüdür. Değerli Fazıl Say'a yapılanları ve gitmek zorunda bırakılmasını , yalnızlığını ayıplıyorum. Uygarlığın ve insanlığın geleceğinde siz olmayacaksınız !!Fazıl Say olacaktır ! Kötüleri iyiler yapan bir dünya insanlığın , sanatın ve bilimin eseridir. leyla erdem yiğit 2012 / nisan 22
4.07.2012
4.03.2012
SEVGİ , AŞK VE LAİK'LİK ,
Doğa ; başta insan olmak üzere bütün canlılarda üremeyi biyolojik işlevli beyin köken öyküsü yaptı.. Sonrası yüzyıllar boyunca canlının , başka deyişle doğal varlığın üremek temel güdüsüne zihinsel gizil gücünü ekleyerek , yaşama SEVGİ VE AŞK kavramını armağan etti... Armağanın kabul etmeyi sadece insan başardı.. Bu armağanın üreteni de tüketeni de insan oldu .. Bu diyalektik kural , insanın İLK VAROLUŞUNDAN BU YANA temel ortaklıK OLARAK süre geliyor.
Hayvanlar ın dünyasında henüz böyle bir şey yok.
İnsandan başka , hiçbir canlıda üremenin temel tekniğine ve korumak içgüdüsüne DAYALI OLAN estetik , sanatsal ve ruhsal serüven eklenemedi.. Eklenmesini istesekte , ekleyecek güç gene evrimin kendisi olacak. Bu da insan ömrünün sınırları içine sığmıyor. Bilimin geleceğinde ki sayfalarda yer alabilecek başka bir konu .
Sevgi ve aşk öncesi ve sonrası , insanın durumu nedir ? Bilim bu sorulara yanıt aramayıa devam ediyor. Bilime göre canlı , sevgiyi ve aşk'ı üretmek ihtiyacı hissettiğinde doğal varlığına değerler yüklüyor. Diğer deyişle insanlaşmakla eşgüdümlü yaşanıyor bu süreç..
Kızıl kıyamet kavga da bundan sonra başlıyor. Bir yanda bilimin yalnızca olgulara dayanan nesnel verileri , diğer yanda buna karşı duran ; dinlerin , ırkların , erklerin toplumsal biçimlenme talepleri VE ÜRETTİĞİ AŞK , SEVGİ VE TUTKU anlamı !
Bilim ; günümüzde sevgi ve aşkın insanda ne ve nasil olduğunu bilim disiplinlerinin ortak alanından nesnel çıkarımlarla duraksamadan yanıtlamayı sürdürürken ; buna karşı duran ; yönetim güçlerinin ve dinsel , ırksal , KÖKTEN dinci milliyetçilik talepleri olan çevrelerin yanıtları keskin , dayatmacı , koşullanmış , öfkeli , hatta vicdansız oluyor.. İNANÇ AĞIRLIKLI AŞK VE SEVGİ MİTLERİ üretmenin doğru olduğu fikri ve tavrı algılatmak yöntemi ile insan kitlelerini sarmalıyor. Bunlar olurken ; bilimin kendi karakteri gereği amaçlamadığı siyaset , ticaret ve popülizm araya giriyor ve bilime karşı SİYASETİ KULLANARAK TİCARETİ VE İNSAN ALGISINDA ÇIKARCILIĞI her şeyin üstüne çıkarıyor , benimsiyor. O kadar benimsiyor ki tarihin her devresinde yönetmek ve egemenlik kavgasını duraksamadan veriyor. Ve bakın neler yapabiliyor.
İnsandan insana , İNSANLAŞAN sevgi ve aşk yerine , inançla biat aşkı ,
Değerlerin bireyselliği yerine sürüleşmek aşkı..
Aklın ve duygunun buluştuğu aşk yerine , paranın ucunda salınan aşkı ,
İNANCİN kendi içinde yer bulması yerine , efendileşmesini savunmak aşkı ,
Yurt , barınak , üretmek aşkı yerine etnik duygu aşkı ,
Erdemle aşk yerine , kötülüğe neden üreten aşkı ,
Akıl aşkı yerine inanç aşkı ,
Doğaya sevgi yerine doğayı perişan etmek aşkı .
Bilimin nesnelliğine karşı , algıların aldatıcı kolaylığında büyük olmak aşkı ,
Tanıdıkça büyüyen yerine , tanıdıkça küçülen insan olmak aşkı ,
Her tür şiddet ile övünmek aşkı ,
Gençlerin aşk ve sevgi dünyalarını kurgu ve gerçeklik arasında , arafta algılamalarına topluca kayıtsızlık aşkı ..
Öğütleme aşka aşık olma hali ...!
DUYARLILIK YERİNE YABANCILAŞMAK AŞKI ,
Kendinizi denetlemeyi . diğer deyişle otokontrölünüzü en iyi sağlayan açıklığa ve dengeye aşık olmak yerine TAM tersi işlev gören GİZLİLİĞE tutunmak aşkı,
AHLAKTA EŞİTLİK YERİNE AHLAKSIZLIKTA EŞİTLİK AŞKI ,
VİCDANLA HAKLI olmak YERİNE , VİCDANSIZLIKLA HAKLI olmak AŞKI GİBİ ... SAYISIZ ZITLIKLARI EGEMEN KILABİLİYOR , GEÇERLEYEBİLİYOR.
Bu durumun karşısında bilim ve sanat dünyasından ; eğitbilim , tıp ve diğer bilim dallarının yetkin müdahalesi araya girse de taraftarı az , işlevi etkisiz kalıyor. Bilimin zaaf taşıyan insan unsurlarını da kullanmayı başaran karşı duruşun yönetim erkleri gazap üzümlerinden insanları GÜÇ yapıyor.
Bu DURUM karşısında tarihin vicdanından ve aklından üretilen Laiklik bilimin son bulduğu çare oldu ? Laikliğin , bilimin anahtarı olduğu kötü , çileli ve uzun tecrübelerden sonra dünyanın büyük çoğunluğunca kabul edildi..
Laik toplum , laik yönetimlerde ki sevgi ve aşk aynımıdır sizce ?
Bilim ; akıl için makine gibi , bigisayar gibi değil anlamla çalışır diyor. . BEYİNİN ürettiğini ANLAMLANDIRAN ve yön veren akıldır diyor. Diğer deyişle akıl , beynin ANLAM YÜKLÜ varoluşundan başka bir şey değildir.
İNANÇLARIN , IRKLARIN , gelenek ve baskın algının ANLAMLANDIRDIĞI AŞK , SEVGİ VE TUTKU İLE LAİKLİĞİN , başka deyişle bilimin ANLAMLANDIRACAĞI aşk , sevgi ve tutku arasında FARK yokmudur ? FARK olmazmı , olmayacak mı ?
Bilim , yani laik toplum bilgisi kadın ve erkekte aşkın , sevginin nörobiyolojisinde seçiçilik ve fizyolojik temelin aynılığını vurgulamaktadır.... Ancak ; İŞLEVSEL FARKLILIĞı İŞARETLEYEREK sanat , estetik ve eğitimbilim yolu ile , insanı İNSANLAŞTIRAN anlam ve eşitlik yüklerken ; inançlar ( dinler ) gelenekler , etnik kökenler ve illah... benzeri alanlar ayrıştırarak anlam yüklemektedir. . Bilim ve karşı duruşun alanları , ikiside ; sevgiyi ve aşkı doğanın , insanın yaşam pınarı olarak görmektedir .
Hangisi insancadır ? Hangisi sevgilerinize , aşklarınıza , tutkularınıza daha çok uygun olacaktır. ? Hangisinde özgürlük vardır.. ? Hangisinde sizin iradeniz olur ?
14 şubat sevgililer gününüz kutlu olsun... Aşk , talih ve sevinç getirsin.
leyla erdem yiğit
14 şubat 2012
İSTANBUL ,
İstanbul yeditepeden akıyor.
Sulardan nakış ,
altın kolarından ufka dantel örüyor.
Havasında çam kokulu yeşil ,
Rüzgarında sarımtırak öfke ,
Akşamına çığlık ,
Sabahına sevinç bırakıyor.
İstanbul ,
Mağrur,
Cömert,
tutulamaz,
Gökyüzlü ağaç ve çiçek.
Ve İstanbul
Milyonlarca renklerden mağrur.
Geçmişin çehresinde muzaffer,
Hayattan daha fazla hayat ,
Aşk'tan daha fazla aşk ..!
İnsandan daha çok insan ,
Doğadan daha fazla kıskanç,
Sarıyer , İstinye , Beykoz
Ve boğaz..!
İstanbul yeditepeden akıyor..!
İstanbul İstanbul olalı direniyor..!
Şişli / İst. 29 aralık 2011
leyla erdem yiğit
AHH..GÜLDÜNYA ,
Seni buldularya Güldünya
Ölü bedenini lalezara koydular !
Kalçandaki morlukları resmettiler !
Kalçandaki morlukları resmettiler !
Gülemediğin bu dünyanın cümle dillerinden ,
taç koydular başına.
Kalem yarışı yaptılar,
Hak kavgasına tutuştular !
Birleşmiş milletlerin birleşmiş gücünü
Birleşmiş milletlerin birleşmiş gücünü
kürsülerden çığırdılar !
Bayrak bayrak gökyüzüne astılar seni!
her daim görülecek , duyulacaksın !
Kimileri metreslerine ,
Kimi yeni kumaya ,
Kimi erkek erkeğe
hikaye edileceksin !
Hasretinden ayyuka gidecekler
Kimileri kaderdaşlarına anlatacak ,
Sayısız salonlar resminle donanacak !
Ahh...güldünya ,
İmgenle mostürbasyon yapacak bu dünya...
Ve hayasızca
kaç güldünya daha asacaklar yanına !
Bağrım yanıyor ,
kavruk kavruk !
Söz veriyorum ,
Neden "namus" diye baktılar sana !
Soracağım,
Soracağız,
Soracaklar !
Erkeklerin avlandığı , gök tanrılarının polmadığı ,
Yer Tanrıları'nın seni kutsadığı zamanlardan
nasıl düştün bu zamanlara ?
Soracağım ,
Soracağız,
Soracaklar...
İnanma güldünya !
İnanma , ne olur.....?
Usumuzu baygın tutan ,
Asumana sığınmamızı öğreten ,
Bu dünyanın çıkarcılarıdır seni öldüren..!
Erkek egemen diyorlar ahh gülünya
Sahi egemenleri bir kavrasaydık
Katillerin düşecekti aklına ,
egemenleri hapseylerdik odalarına !
Virane anneni ,
Usu yitmiş ağabeyini ,
Kum , kum babanı ,
Kurtarmak için ayağa kalkacaktın !
Erkeklerin olsa olsa sevgilimiz olabileceğini ,
görecektin...!
Ve
AŞK nasıl kokar , öğrenecektin !
Boşboğazlar , çenebazlar , sessizler !
Elleri yaratanlar !
Asumana ışık yakanlar ,
Seni güldürmeyen bu dünyanın canına
OT tıkayacaklar .
leyla erdem yiğit
2005 Atakent / İzmir
3.30.2012
YAŞLI KADIN ,
Yaşlı kadının eve geldiği uzun vakit olmuş olacak , penceresinde Ege körfezinin sularından yansıyan şehrin şavkı vardı..! Gece , seher vaktine ulaştı ulaşacaktı. Saatin her gong vuruşunda ; eskiyen zamanın izleri yüzünde yerleşiyordu.. Ömrüne yüklenen herşeyi kerat cetvelinden geçirirken o, gündüz işlerinin sonuçlarına da bakar , yarın için ne kadar gücü olduğunu sorgulardı. Gene öyle yaptı..
Çağın dijital mektup türü bilgisayar sitesinde çirkin yaşlandığını yazmışlar , tükürmüşler , ırak olsun demişlerdi . Algı bozukluğu olduğu kararı ile çirkin dijital kadın resmide eklemişlerdi.
- Haklımıydılar ?
Altmış yaşına yaklaşıyordu. Saate göz attı ..Zaman eskimeye devam ediyordu. . Aynasına baktı , çirkin olduğuna ilişkin delilleri buldu.
Haklıydılar.
Saat gongunu vuracak , biraz daha deliller kuvvetlenecekti..!
Aynasının gümüş rengi kaç yaşındaydı , unutmuştu..! Ama yazdığı yazılarını hiç unutmamıştı. Yeniden göz attı. Sözcüklerin gücünde ışıktan yana yazıların gelecekte ki vaktine saat gongunun şimdi vurması olanaksızdı.
Gülümsedi ...
Yeniden aynasına baktı...! Ne kadar gençti !
Fırça kusurlarının büyük tabloda hemen görüldüğü gibi , şehrin büyük tablosunda kaybolanların sıkıntılarını yersiz de bulamadı. Bu sıkıntıların arkasını algılayan yaşlının tetiklediği öfkeyi insani buldu.
S. Freud : " id" in olduğu yerde mutlaka ego vardır "demiyormu ?
Yaşlı kadın , çayından bir yudum alıp körfezin sularına baktı. İçi üşüdü...!
. Doğanın ürünü insani yeşilin boza , toprağın zıkkıma , derelerin çöle dönüştürülmesi gibi "şimdilik" bozulacaktı bozdular.
İhtiyar aklı , genç bedeni kalmıştı insanın . Bir de sevgisiz yüreği..!
İçinin üşümesi suların ışıkları ile buluşunca gökkuşağına dönüştü. Tanrı ile kurulan bu ışık tayfından yay köprü mitolojik olsa da , hissederken gerçeği kadar Tanrısaldı. Yüreğinde yer alanlardan birinin tükürenlerden biri olması sevgiden anahtarını kırmış , herşey kapanmıştı.
Hayattı yaşlı kadın , huzur yaz'ına muhtaçtı şimdi. Seher vakti uykuya yattı. Güzelliği tükürenlerde kalmıştı.
Aklın şiiri olan bilim , yüreğin bilimi olan şiiri yazabildiği süre güzelliği üretebilirdi insan . Üşüyerek uyudu yaşlı kadın..!
lleyla erdem yiğit
30 mart 2012
30 mart 2012
3.26.2012
| S | |
27 MART DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜNDE , Sahnelerden ışıyan insanlık bilincinin mimarı , gerçeğin ve yanılsamaların akıl ve duygu ile buluşmasının büyük sanatı tiyatromuzun ve dünya tiyatrolarının önünde saygı ile eğiliyor , ayakta alkışlıyor ve selamlıyorum. leyla erdem yiğit /27 mart / 2012 GENE 27 MART , HEM DE TİYATRODAN KORKANLARA ! Yüzyıllar boyu, dünyanın neredeyse her yanında hiç sönmeden yanan kutsal meşaleyi, “tiyatro ateşi”ni bu yıl da yakıyoruz. Yirmi birinci yüzyılın on ikinci yılında tiyatroyu bir kez daha övünerek, sevinerek, alkışlayarak kutlarken; insanlığı ölüm kalım davasıyla burun buruna getiren savaşları, ekonomik krizleri, sonsuz acıları ve vahşeti de göz ardı etmiyoruz. Doğrudur, olumsuzlukları aklımızdan çıkarmıyoruz, ama diğer taraftan da mutluluktan uçuyoruz. Çünkü bu olumsuz koşullar içinde dahi: “Daha iyi bir dünya kurmaya mecburuz” diye düşünebiliyor, yurttaş olmanın toplumda yaşamak değil, toplumu değiştirmek, geliştirmek olduğuna inanıyor, inancımızı sürekli olarak tazeleyebiliyoruz. Örneğin, siyasi iktidarın ve de medyadaki yandaşlarının ülkemizde sahne sanatlarının karşısında durmasına, engeller koymalarına şiddetle karşı çıkıyoruz. Kültür varlıklarımıza “mal” mantığıyla bakanların, kamu hizmeti veren kültür kurumlarımızı yıkmak, yok etmek için kafa yoranların karşısına dikiliyoruz. Yeri geldiğinde sinema, televizyon ve kültür-sanat alerjili “sayısal medya”nın gün geçtikçe daha da gelişmesinden yakınıyoruz, ama korkmuyoruz. Bizler, sahnelerimizde uçuşan repliklere, perdelerle oynaşan müziğe, uçuşan balerinlere/baletlere, salonların dört bir köşesinde çınlayan seslere gönül vermişiz bir kere! Gerisine aldırmıyoruz. “Teknoloji, tiyatroyu sıradan bir gösteriye dönüştürmek hevesinde” diyorlar, omuz silkiyoruz. Tiyatroyla hareketleniyor, aydınlanıyor, endişeleniyor, rahatsız oluyor, ruhlarımızı yüceltiyor, “can” buluyor, vücudumuza kan pompalıyoruz. Tiyatro ve tiyatromuz, toplumla paylaşılan bir sohbet ortamı oluşturmayı ele güne karşı “hâlâ” inatla sürdürmekte. Boşluğa, gölgelere ve suskunluğa tiyatroyla karşı çıkıyoruz. Her gün küllerinden yeniden doğan tiyatroya her gün sil baştan hayran oluyoruz. Tiyatro, kendi kaderinden sorumlu insanoğluna inancın gösterisini sunuyor. Tiyatroya yürekten inanıyoruz. TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ YÖNETİM KURULU | |
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



