Sayfalar

4.29.2012

SIRADAN BİR PAZAR GÜNÜ ,
Sıradan benim için bu pazar ,
Ne yazmalıyım ....
Hangi kederimi , kederlerimizi duyurmalıyım,   
Biliyorum  dün sevdiğim  , yarın seveceğim değil !
Geleni de gideni de   doğacak  güneş  bildirecek  !
Sabahın  ilk ışığında  son gölgen de kalkacak !
Yorgun  insan !
Sevginin  anıtı önünde  ,  
Yarın  için   son  durağında ,
Sevgililer  ,
Aşk'lar ekecek , 
Boy verecek insan , 
Bilmem ne yazmalıyım , 
Fırtına  ıslağı , ayaz vurgunu ,
Yüreğimi   kime bırakmalıyım .
Masum  çocuk ,
İyi insan ,
Kırmızı evin , kırmızı gelini ,
Sesimi tanıyan 
Eskimeyen   ruh ,
Hisseden  duygu  ağacım , 
Gölgende   yaprakların  hüzün sarısı ,
Gece siyahında  dalların  kopuk kopuk ,
Üşüyen  ellerim tek başına !
Varlığımın  öyküsünde ,
Zaman var , sayfa sayfa  yazılmış ! 
Okunacak   yığınla  haber , 
Yapılacak yığınla iş ,
Yaşanacak  sevinç ! 
Gong  vurmasın , durmasın  yürek ! 
Topraklarda    kokular bekliyor ! 
Koklanıp , sulanacak . 
Ne yapmalıyım , ne yazmalıyım ,
Gökyüzü  bu gün başıma yağacak !
Ne yazmalı , hangi birini  duyurmalı , 
Hangi insan alazını  anlatmalıyım. 
leyla erdem yiğit 
2012 / 29 nisan , Vakit akşam 







4.07.2012

İÇE  KAPANIKLIK  HASTALIK DEĞİL , 

        

       Çoğu kimse autizm / otizm  ile  içe kapanıklığı karıştırabilmektedir. 
       Autizm / otizm  beyin kökenli gelişim ve iletişim  bozukluğudur. Algılamak  , ilgi ve duygu yoksunluğu olarak ta  tanımlanabilir.
         İçe kapanıklık ise , biyolojik kökenli  biyogenik  , toplumsal kökenli  sosyogenik ,  kişisel   arzularımızı     önemsediklerimizi belirleyen    ideogenik      kimliğimizin bileşkesinden   üretilen   davranıştır.. 
         Otizm de insan topluluklarından rahatsızlık  duymak vardır. Canlıları   kullanabileceği   nesne , eşya gibi  hisseder. 
           İçe kapanık insan da ise ,  insandan ve toplumdan rahatsızlık duymak yoktur. Ancak, çoğunca   tercihi yalnız kalmaktan yanadır..İletişim , duygu , ilgi ve  her şey normaldir. 

leyla erdem yiğit
kln. p.gog
07/ 04/ 2012

Sana ,
Yazarak söyleyemediğimi ,
Bakışarak  söyleyebilir miydim 
                    çok sevdiğimi .                  dizelerinde olduğu gibi içe kapanıklık söz konusudur. 

Yeni pencerede
Yazdır
Tümünü genişlet


8 mart dünya kadınlar günü  anısına  saygı ile sunulur

TEPKİ ,
             Okuyacağınız  yazı bilgilendirmekten çok  nesnel  gerçekliği  amaçlamaktadır. Her yıl  . 8 mart dünya kadınlar günü  ülkemizde ilk kez  1921 de "emekçi kadınlar günü"  olarak ve 1975 yılında Birleşmiş Milletlerin "dünya kadınlarının on yılı " altında yaptığı çalışma  ile tüm dünyada anılmaya başlanmıştır. Çıkış nedeni 1857 yılında Newyork'ta tekstil sanayisinde   "daha iyi çalışma koşulları " talep eden işçiler ile çıkan vuruşmada 250 den fazla kadın işçinin ölümüne duyulan tepkidir. İnsanlığın unutturmak istemediği bu tepki ; dünyanın aydın , eşitlikçi ve bağımsızlıkçı güçlerince önemi yaygın biçimde duyurulunca  dünya kabul etmiş , Birleşmiş Milletlerce  devletler katında kabulü sağlanmıştır. Şimdi  dünya kadınları , daha iyi ve güvenilir bir hayat talep etmektedirler. Aşağıda vereceğim kısa istatistik bilgiden sonra  nesnel gerçeklik üzerinden söz edeceğim. 
                  1-Kadınlara ; sistematik tecavüz   yeryüzünde ki  çatışmalarda ;1994 RAUNDA 'DA , 2003 IRAK savaşında olduğu gibi  terör silahı olarak kullanılmaktadır. Bu çatışmalarda 250 bin ila 2 milyon arasında kadının  tecavüze uğradığı saptanmıştır.  Bilinenlerin dışında  gizil kalmış , her tür acıyı barındıran  şiddet  uygulaması olduğu kaydedilmektedir.
                  2- Yeryüzü yuvarlağında fuhuşla zorlanan kadın oranının 700 bin ile 4 milyon arasında olduğu açıklanmaktadır.
                  3- 3kadından biri dövülmektedir.
                  4- Dinsel ve başka kültür nedenleri ile  yılda 2 milyondan  fazla kız çocuğunun  geni tal organlarına hasar verilmektedir. Bu oran 15 saniyede bir 'e denk düşüyor.
                    Okuduğunuz bu bilgiler ölçülebilmiş nesnel bilgilerdir. İlgili kuruluşlar , bireyler ve bilim insanları nedenlerini  kimi yanlı  ve  felsefi  , kimi de yansız , bilimsel bakışla irdelemektedirler. Bu irdelemelere en şiddeti  ve yüksek kayıtsızlığı siyasi erkler göstermektedir.. Nedeni vardır bunun .. Tüm dünyada egemen olan güçlülerin  resmi temsilcisi olan siyasi erk 'ler  temelde insan eşitliği ve  özgürlük sorunu   olan kadına  yönelik her tür ayrımcılığı "oy" uğruna yada  başka kaygılar ve siyasi tercihlerle  ertelemekte , savuşturmaktadır. Veya din temelli , kökten dinci  savunuların  öznesi halinde kullanmaktadırlar. Ülkemizde son yirmi yıldır  kadınlarımız Cumhuriyetin odağından ve gelişmek  dinamiklerinden sıyırtılarak  dinsel algının öznesi haline getirilmiş , son on yılda ise  bu algı beslenerek resmileştirilmiştir. Hayat ve yaşamak algısı  din temelli algılamaya dönüştürülmede kısmen utku sağlanmıştır. Eğer adım , adım ilerleme kaydedilirse  bu yeni , inanç temelli kadın tipi ; başka hayat biçimlerine sokulmak istenecektir. İnsan bilincinin  kendi  doğal biyolojik  yapılanmasına ters düşecek biçimde algılama yapmasına  hazırlamanın ön çalışmasını bugün yaşıyoruz. Günlerdir , "sıkma baş örtünmenin  özgürlük olduğu"  algısının yaygınlaştırılmasını gözlüyoruz.. Oysa  "sıkma baş örtünmek"  tamamen siyasidir.  Din temellidir ve dinsel algılamanın kadınlar üzerinden yapılan siyasi kol  algılatmasıdır. İnanç İ siyasal ve toplumsal  işlevini kadınlar alehine kodlamaktadır.   İnancın  siyasete dönüştürülmesinin  Arap ve ortadoğu ülkelerinde ki sonuçları  ayan beyandır.  Kadınların  kökten dinci kültürle kullanılmasına  karşı durulması  bilimsel gerçeklik gereğidir.  Biyoloji biliminde  kadın ve erkeğin  birbirini  tamlayan ve yeni bir insanı ereklenen  sistematiğinin aynı olduğu inkar edilebilir mi ? Nöroloji , tıp biliminde merkezi sinir sisteminin  erkek ve kadında farklı  bilim olduğu söylenebilir mi ? İnsan gözü olduğu için görmek , kulağı olduğu için işitmek , beyni olduğu için düşünmek , bilinci ve duygusu olduğu için hissetmek  ister.. İnsan olduğu için insanı , doğayı , dünyayı anlamaya gereksinim duyar...
                  İnancın anlaşılmasına gereksinim duyulup duyulmadığını hiç düşündünüz mü..?  Ben düşündüğümde  sıkma başta   olduğu gibi diğer inanmak konularında  da  nesnel   yada  basit deyişle ; bilimsel  bir dayanak bulamadım .  O zaman  inanç merkezli kadın tipi   önermesi ve dayatması kadınlara yapılan en ağır ayrımcılıktır.
                  Tıp ve fen bilimlerinde biyolojik ayrımcılığın olmaması gibi  sosyal bilimlerde de , başka bir deyişle psikiyatr , psikoloji , eğitim bilimlerde  kadın erkek ayrımcılığı  olmadığı halde ,  insanın  "algılama" ve analiz gücü ; din köke bağlanarak ve oradan örneklenerek bozulmaktadır.  Harun Yahya gibi YARATILIŞ savunucuları geçerlenmektedir.  İnsanın "normal  görünümlü patolojisi"  göreceli güdülenmek yoluyla sağlanmakta ,  algılama kadınlar  aleyhine bozulmaktadır.  Bu durum en çok bundan faydalanmak isteyen siyaset tacirlerine yaramaktadır.
                Gençlik  ; deneyim ve tarihin diyalektik  gelişmesi  karşısında  temel kodlama ve depolamadan yoksun olduğu için " ne olacak , herkes istediği gibi  olsun , sıkma baş  örtünmenin ne zararı olur " sorusunu yöneltiyor . Oysa  kök dinci algılama  bilincimizin ;  insan  doğamıza   aykırı  zorlama  ve göreceli güdü   yöntemi ile   bozulmasıdır.   Bu bozulmak ilişkilerin ve hayatın her alanıda   baş gösterecektir. Tıpkı  " ...dekolte giyim tecavüze davet eder " diyen  PROF ve sıkma başlı  kadınlarda gördüğümüz gibi.   Oysa normal ve doğamıza  uygun olan erkeğin kadından , kadının erkekten  etkilenmesi ve dokunmak isteğini  uygun ve normal görmektir. Ancak ; bu etkilenmenin nasıl ,  ne  düzey ve nitelikte  uygulanabileceğini , sınırlarını   bilinçaltında  ve göreceli güdüleme  yolu  ile  doğru  öğrenmenin esas olduğunu  kabul etmek , sorunun birinci hal yoludur. 
             Günlerdir TV ' lerde , kadının erkeği ve tecavüzcüyü kışkırtıp kışkırtmayacağını   konuşanlara ,  sunucular  şu  soruları
 soramadı ;    Dekolteden  tahrik olan erkeğin mutlaka tecavüzü mü düşünmesi  ve  istencini bu yolda kullanması   mı  gerekiyor.   Daha insanca ilişkiyi öğretebilmek mümkün değil mi ? Hayvanlardan hangi hayvan ;  istediğine ön sevişme   davranımları göstermeden saldırıyor..? Neden erkek  tahrik oluyor da , kadın tahrik olmaması gerek..? Kadın hissetmiyor mu ? Kaldı ki  tecavüzcülerin birçoğu hastalıklı değil. Yoksa bu  kültürel bir kodlamak mı diye....?  sormadı ..
             Hangi kültürlerde  " boşanmış dul kadının erkek ihtiyacı  vardır ...istemese de   zorla  girişirsem ihtiyacı aklına gelir ve sevişir ,  tecavüz bile etsem  hoşlanır " kültürü sinsice  erkeklere kodlanmaktadır..? diye sormadı... ?  Ve gene  sunucu  kadınlara;  sizin   etkilenmeniz nasıl oluyor ? diye sormadı.. Hangi ekonomik sistemler kadını terör aracı gibi kullanıyor ? diye sormadı .  Hangi hukuk sisteminde kadın hak mahrumu olarak  kabul ediliyor...?  diye sormadı . Tüm dinlerin kadına erkeğin arkasından hak ve yer verip , vermediğini ; bunun  toplumsal ve uhrevi nedenlerinin olup olmadığını  ?  sormadı. KADIN ERKEK eşitliğinin ; hukuksal ve toplumsal  uygarlık  ölçütü olup olmadığını sormadı .
               Ve nihayet kadının çilesinin toplumsal algılama , bilinçaltı kodlama , hukuksal yaptırım , ekonomik  güç , din kökenli  tavır ve inançlardan  mı  , yoksa erkeklerin kötülüğünden mi .. beslenip büyütüldüğünü kimse , kimseye sormadı , sormuyor. 
               Yukarıda sıraladığım soruların yanıtlanıp  ,  anlam bulması ile insanlık  insanlaşmayı başaracaktır. Şimdilik havayı dövüyoruz. Dünyanın altüst  olmaya  ihtiyacı  var . Toplumların  "İyileştirici "  , çok anlamlı  bireysel ve toplumsal  sevgilere ihtiyacı vardır.  Hep birlikte bu ihtiyacın nasıl giderileceğine   ilişkin yorulmak  zorundayız. Yakın bir gelecekte  erkek fahişeliğinin  nasıl pazarlandığına , savaş tecavüzlerinde nasıl kullanıldığına , deliren vicdanın neler yaptığına   insanlık tanıklık yapacaktır. Sorun insan sorunudur. İnsan bilime  namuslu bir çalışmak ve araştırmak görevi düşmektedir.
              Cumhuriyetin  bilimsel  algılama odağında  yetişmiş ve bu gün  varoluşu bu açıdan gören kadınların , Anadolu'nun çileli kadınlarının  ve erkeklerinin  , emeği  ile hayat sürdüren   üretmen kadınların , savaş acısı içinde kahrolmuş kadınların  ve erkeklerin  8 mart dünya kadınları gününü aydınlığa giden  yolun     başlangıç günü  olsun  ;  şans  ve esenlik  getirsin dileklerimle  kutluyorum.


leyla erdem yiğit   
05/03/2012


4.03.2012


SEVGİ , AŞK  VE   LAİK'LİK , 

               Doğa  ;  başta insan olmak üzere bütün canlılarda   üremeyi  biyolojik  işlevli  beyin köken   öyküsü yaptı..  Sonrası  yüzyıllar  boyunca  canlının , başka  deyişle  doğal varlığın  üremek temel güdüsüne  zihinsel   gizil gücünü  ekleyerek  ,   yaşama  SEVGİ VE AŞK  kavramını   armağan etti...  Armağanın kabul etmeyi   sadece insan başardı.. Bu armağanın   üreteni de tüketeni de insan oldu .. Bu diyalektik   kural , insanın İLK   VAROLUŞUNDAN BU YANA   temel  ortaklıK  OLARAK  süre geliyor.
                Hayvanlar ın dünyasında henüz   böyle bir şey  yok.
                İnsandan başka  , hiçbir canlıda  üremenin temel tekniğine   ve korumak içgüdüsüne  DAYALI OLAN    estetik , sanatsal  ve ruhsal serüven eklenemedi.. Eklenmesini istesekte  , ekleyecek   güç gene evrimin kendisi olacak. Bu da insan ömrünün  sınırları içine sığmıyor. Bilimin geleceğinde ki sayfalarda yer alabilecek  başka bir konu .
                Sevgi ve aşk öncesi  ve sonrası  , insanın  durumu nedir ?  Bilim  bu sorulara   yanıt aramayıa devam ediyor.  Bilime göre   canlı  , sevgiyi ve aşk'ı üretmek ihtiyacı  hissettiğinde  doğal varlığına  değerler yüklüyor.  Diğer deyişle  insanlaşmakla eşgüdümlü  yaşanıyor bu süreç..  
                 Kızıl kıyamet kavga  da  bundan sonra  başlıyor.  Bir yanda bilimin  yalnızca olgulara dayanan   nesnel   verileri , diğer yanda   buna karşı duran ;  dinlerin , ırkların   ,   erklerin    toplumsal   biçimlenme  talepleri  VE  ÜRETTİĞİ  AŞK , SEVGİ  VE TUTKU  anlamı !
                 Bilim ;   günümüzde sevgi ve aşkın  insanda ne ve nasil  olduğunu   bilim disiplinlerinin ortak   alanından  nesnel çıkarımlarla  duraksamadan  yanıtlamayı  sürdürürken ;  buna  karşı duran ; yönetim güçlerinin   ve  dinsel , ırksal     , KÖKTEN  dinci   milliyetçilik   talepleri olan   çevrelerin  yanıtları  keskin ,  dayatmacı   ,  koşullanmış  , öfkeli  , hatta vicdansız  oluyor.. İNANÇ AĞIRLIKLI   AŞK   VE SEVGİ MİTLERİ    üretmenin doğru olduğu  fikri ve tavrı    algılatmak  yöntemi ile  insan kitlelerini sarmalıyor.    Bunlar olurken  ;  bilimin  kendi karakteri gereği  amaçlamadığı siyaset , ticaret  ve  popülizm  araya giriyor ve     bilime  karşı      SİYASETİ  KULLANARAK   TİCARETİ  VE İNSAN ALGISINDA  ÇIKARCILIĞI  her şeyin üstüne çıkarıyor ,  benimsiyor.   O kadar benimsiyor ki  tarihin her devresinde   yönetmek ve egemenlik kavgasını  duraksamadan veriyor.  Ve bakın  neler yapabiliyor.
İnsandan insana , İNSANLAŞAN  sevgi ve aşk yerine , inançla biat aşkı ,
Değerlerin bireyselliği yerine sürüleşmek aşkı..
Aklın ve duygunun  buluştuğu  aşk yerine  , paranın  ucunda  salınan    aşkı ,
İNANCİN  kendi içinde  yer bulması yerine  , efendileşmesini  savunmak aşkı ,
 Yurt   , barınak  , üretmek  aşkı yerine  etnik  duygu  aşkı ,  
Erdemle  aşk yerine , kötülüğe neden üreten   aşkı  ,
Akıl aşkı yerine inanç aşkı  ,
Doğaya  sevgi  yerine doğayı perişan etmek  aşkı .
Bilimin  nesnelliğine karşı   ,  algıların  aldatıcı kolaylığında  büyük olmak aşkı , 
Tanıdıkça büyüyen yerine , tanıdıkça küçülen insan olmak aşkı ,
Her tür şiddet ile övünmek aşkı ,
Gençlerin aşk ve sevgi   dünyalarını  kurgu ve gerçeklik arasında , arafta  algılamalarına topluca  kayıtsızlık aşkı .. 
Öğütleme aşka aşık olma   hali ...!
DUYARLILIK YERİNE YABANCILAŞMAK  AŞKI ,
Kendinizi denetlemeyi . diğer deyişle otokontrölünüzü  en iyi  sağlayan  açıklığa ve dengeye aşık olmak yerine TAM tersi işlev  gören GİZLİLİĞE  tutunmak aşkı,
AHLAKTA  EŞİTLİK  YERİNE AHLAKSIZLIKTA EŞİTLİK AŞKI ,
VİCDANLA  HAKLI  olmak  YERİNE   , VİCDANSIZLIKLA   HAKLI   olmak AŞKI GİBİ ... SAYISIZ ZITLIKLARI   EGEMEN KILABİLİYOR  , GEÇERLEYEBİLİYOR. 
                   Bu durumun karşısında  bilim   ve sanat dünyasından  ; eğitbilim  , tıp  ve   diğer bilim dallarının   yetkin müdahalesi araya girse de    taraftarı az ,  işlevi  etkisiz kalıyor.  Bilimin zaaf taşıyan insan unsurlarını da   kullanmayı başaran   karşı duruşun yönetim erkleri  gazap üzümlerinden  insanları  GÜÇ  yapıyor.
                     Bu   DURUM  karşısında tarihin  vicdanından ve aklından  üretilen  Laiklik  bilimin  son bulduğu çare  oldu ?  Laikliğin   , bilimin anahtarı   olduğu   kötü , çileli  ve   uzun  tecrübelerden sonra  dünyanın  büyük çoğunluğunca   kabul edildi..
                    Laik toplum  , laik   yönetimlerde ki   sevgi ve aşk  aynımıdır sizce ?
                    Bilim  ;  akıl için  makine gibi  , bigisayar gibi değil  anlamla çalışır diyor.   . BEYİNİN   ürettiğini  ANLAMLANDIRAN  ve yön veren akıldır diyor.  Diğer deyişle  akıl , beynin  ANLAM  YÜKLÜ varoluşundan başka bir şey değildir. 
                   İNANÇLARIN , IRKLARIN , gelenek ve   baskın  algının   ANLAMLANDIRDIĞI AŞK , SEVGİ VE TUTKU   İLE   LAİKLİĞİN  ,  başka deyişle  bilimin  ANLAMLANDIRACAĞI  aşk , sevgi ve tutku arasında   FARK   yokmudur  ?  FARK   olmazmı  , olmayacak mı ?
                    Bilim  , yani  laik   toplum bilgisi   kadın ve erkekte   aşkın  ,  sevginin  nörobiyolojisinde  seçiçilik ve fizyolojik temelin  aynılığını    vurgulamaktadır....   Ancak ;  İŞLEVSEL FARKLILIĞı İŞARETLEYEREK   sanat , estetik ve eğitimbilim  yolu ile ,  insanı   İNSANLAŞTIRAN   anlam  ve eşitlik   yüklerken  ; inançlar ( dinler ) gelenekler , etnik kökenler   ve illah... benzeri   alanlar    ayrıştırarak    anlam  yüklemektedir. .   Bilim ve karşı  duruşun  alanları   ,  ikiside  ;  sevgiyi ve aşkı doğanın , insanın  yaşam pınarı   olarak  görmektedir .  
                    Hangisi insancadır ? Hangisi sevgilerinize  , aşklarınıza  , tutkularınıza  daha çok  uygun olacaktır.  ? Hangisinde  özgürlük vardır.. ? Hangisinde sizin iradeniz  olur ? 
                   14 şubat sevgililer  gününüz   kutlu olsun... Aşk , talih ve sevinç getirsin.  
                                                                    
leyla erdem  yiğit 
14 şubat 2012

                                                    
                                                    


     























İSTANBUL ,  
İstanbul  yeditepeden  akıyor.
Sulardan   nakış , 
         altın  kolarından  ufka dantel örüyor.
Havasında  çam  kokulu yeşil ,
Rüzgarında  sarımtırak  öfke ,
Akşamına  çığlık ,
 Sabahına  sevinç bırakıyor.
İstanbul  ,
              Mağrur,
                     Cömert,
                               tutulamaz,
Gökyüzlü  ağaç ve çiçek.
Ve  İstanbul  
 Milyonlarca  renklerden     mağrur.
Geçmişin     çehresinde  muzaffer, 
Hayattan daha fazla hayat ,
Aşk'tan   daha  fazla  aşk ..!
İnsandan daha  çok insan ,
Doğadan daha fazla  kıskanç,
Sarıyer , İstinye , Beykoz
Ve boğaz..!
İstanbul   yeditepeden  akıyor..!
İstanbul  İstanbul olalı direniyor..!

Şişli / İst. 29 aralık 2011
leyla erdem yiğit 


          AHH..GÜLDÜNYA ,                                        

Seni buldularya Güldünya
Ölü bedenini lalezara koydular !
Kalçandaki morlukları resmettiler !
Gülemediğin bu dünyanın cümle dillerinden ,
                              taç koydular başına.
Kalem yarışı yaptılar,
Hak kavgasına tutuştular ! 
Birleşmiş milletlerin birleşmiş gücünü
                               kürsülerden çığırdılar !
Bayrak bayrak gökyüzüne astılar seni!
                              her daim görülecek , duyulacaksın ! 
Kimileri metreslerine ,
Kimi yeni kumaya ,
Kimi erkek erkeğe
                               hikaye edileceksin !
Hasretinden ayyuka gidecekler
Kimileri   kaderdaşlarına anlatacak ,
Sayısız salonlar resminle donanacak !
                              Ahh...güldünya ,
                              İmgenle mostürbasyon yapacak bu dünya...
                              Ve hayasızca
                              kaç güldünya daha asacaklar yanına !
Bağrım yanıyor ,
                            kavruk kavruk !
Söz veriyorum ,
Neden  "namus" diye baktılar sana !
                              Soracağım,
                                                 Soracağız,
                                                              Soracaklar !
Erkeklerin avlandığı  , gök tanrılarının polmadığı  ,
Yer Tanrıları'nın  seni kutsadığı zamanlardan
                                 nasıl düştün bu zamanlara  ?
                                 Soracağım ,
                                                 Soracağız,
                                                        Soracaklar...
İnanma  güldünya !
                              İnanma , ne olur.....?
                               Usumuzu baygın tutan ,
                               Asumana sığınmamızı öğreten ,
                               Bu dünyanın çıkarcılarıdır seni öldüren..!
Erkek egemen diyorlar ahh gülünya
Sahi egemenleri bir kavrasaydık
                               Katillerin düşecekti aklına ,
                                                      egemenleri hapseylerdik odalarına !
Virane anneni ,
Usu yitmiş ağabeyini ,
Kum , kum babanı ,
Kurtarmak için ayağa kalkacaktın !
                                Erkeklerin olsa olsa sevgilimiz olabileceğini ,
                                                      görecektin...!
                                                      Ve
                                                      AŞK nasıl kokar , öğrenecektin !
Boşboğazlar , çenebazlar , sessizler !
Elleri yaratanlar !
Asumana ışık yakanlar ,
                                   Seni güldürmeyen bu dünyanın  canına
                                    OT  tıkayacaklar .


leyla erdem yiğit
2005 Atakent / İzmir




3.30.2012


YAŞLI  KADIN ,

                  Yaşlı kadının  eve geldiği  uzun vakit  olmuş olacak , penceresinde   Ege  körfezinin  sularından   yansıyan  şehrin   şavkı    vardı..!  Gece , seher vaktine  ulaştı  ulaşacaktı. Saatin  her gong vuruşunda  ; eskiyen zamanın  izleri  yüzünde  yerleşiyordu..  Ömrüne  yüklenen  herşeyi   kerat cetvelinden geçirirken  o,   gündüz  işlerinin  sonuçlarına  da  bakar ,  yarın için ne kadar gücü olduğunu sorgulardı. Gene öyle yaptı.. 
                  Çağın  dijital mektup türü  bilgisayar  sitesinde  çirkin yaşlandığını  yazmışlar  , tükürmüşler , ırak olsun demişlerdi . Algı bozukluğu olduğu kararı ile   çirkin  dijital kadın resmide eklemişlerdi.
                 - Haklımıydılar ?
                  Altmış yaşına yaklaşıyordu.   Saate göz attı ..Zaman eskimeye devam ediyordu.  .  Aynasına baktı , çirkin olduğuna ilişkin   delilleri   buldu.
                   Haklıydılar.
                   Saat  gongunu  vuracak , biraz daha deliller  kuvvetlenecekti..!
                   Aynasının gümüş rengi kaç yaşındaydı , unutmuştu..!  Ama  yazdığı  yazılarını hiç unutmamıştı.  Yeniden göz attı.     Sözcüklerin  gücünde  ışıktan  yana   yazıların   gelecekte ki vaktine saat gongunun  şimdi  vurması  olanaksızdı.  
                 Gülümsedi ...
                 Yeniden aynasına baktı...!  Ne kadar gençti !
                 Fırça kusurlarının büyük tabloda  hemen görüldüğü gibi  , şehrin büyük tablosunda kaybolanların   sıkıntılarını  yersiz de bulamadı. Bu sıkıntıların arkasını algılayan   yaşlının  tetiklediği öfkeyi   insani  buldu.
                 S. Freud : " id" in olduğu yerde mutlaka ego vardır "demiyormu ?  
                 Yaşlı  kadın  , çayından bir yudum  alıp  körfezin sularına baktı. İçi üşüdü...!
.                Doğanın  ürünü insani  yeşilin   boza , toprağın   zıkkıma , derelerin  çöle  dönüştürülmesi   gibi    "şimdilik" bozulacaktı   bozdular.
                 İhtiyar aklı  , genç bedeni  kalmıştı  insanın . Bir de sevgisiz yüreği..! 
                 İçinin   üşümesi  suların ışıkları ile buluşunca   gökkuşağına dönüştü. Tanrı ile kurulan   bu ışık  tayfından yay köprü mitolojik olsa da , hissederken gerçeği kadar  Tanrısaldı. Yüreğinde yer alanlardan birinin tükürenlerden biri olması   sevgiden anahtarını kırmış  , herşey kapanmıştı.
                 Hayattı  yaşlı kadın ,  huzur yaz'ına  muhtaçtı  şimdi. Seher vakti  uykuya  yattı. Güzelliği   tükürenlerde kalmıştı.
               Aklın şiiri  olan  bilim   , yüreğin  bilimi  olan şiiri  yazabildiği süre   güzelliği üretebilirdi  insan . Üşüyerek uyudu  yaşlı kadın..! 

lleyla erdem yiğit 
30 mart 2012