Sayfalar

8.11.2016

2 / 734

6.25.2016



Doğum günü , 



· 
OĞLUM'A ,
30/ HAZ/1981 
BUGÜN
SEN VE YÜZBİNLER DOĞDU..!
BEBEK YÜZÜNDEN BAŞKA,
NE YERYÜZÜ ,
NE GÖKYÜZÜ GÜZELDİ ..!
SENİN KADAR GÜZEL,SENDEN DE GÜZEL
TEK GÜZELDİN..!
GÜNEŞ ,AY,SU
VE TOPRAKTA Kİ AŞK BURADAYDI,
"O" SENDİN..!
SAHİ,İŞTE, BELKİ..
BU DUYGUNUN ADI ANNELİKTİ..!
SEN HALA,
TOPRAKTA GÜNEŞTE, SUDA Kİ AŞK'SIN.!
SEN UMARSIN ,SEN SONSUZ ÖZGÜRLÜKSÜN ÇOCUĞUM !
leyla erdem yiğit/30/haz.1982

6.08.2016



EYY ....ÇOCUKLAR !

Duman duman bacası
Sevgi ve bağlılık .
Ve birde özgürlük 
Savururdu havaya ,
Hare hare gökyüzüne uçardı umutlar ,
Hayat sevinci sinerdi pervazlara ,
Kapı kulpları açılırdı derin huzura !
Toprak reddetmez, hava kirlenmez, söz yalan olmazdı ..
İnsanlık buram buram kokardı !
Akıl tam , fikir sahibinindi ,
Ne dönmeler , nede onursuzlar olabilirdi ,
Dünya kansız, gün riyasız , geceler güneşe yatardı.. !
Ey....çocuklar ! Siz bize bakmayın !
Kalkın getirin bütün sevinçleri,
Getirin , getirin ....!
Yeniden doğanın SAFLIĞINI ,
Fareleri , örümcekleri , solucan ile kelebekleri
Yarasa nın uğultulu sesini ,
Yelde uçan sesimizi ,
Köpeğin keyifli homurtusunu ,
Kedilerin edalı işvesini ,
Ağaçların özgürlük türküsünü
Ayaz gecelerin ıslığını ,
Yelelerini yele vermiş , ay parçası güzelleri
AT' ları ....!
Getirin getirin çocuklar !
Akıllı konuşkanın , klavyeli bavulun olmasın ,
Git toprağa , al çapayı çapala,
Toprak seni duyacak ,
Gökyüzünden güller yağacak ,
Getirin , getirin çocuklar !
İnsanlığı isyan ile , çığlık ile getirin !
07 haziran 2016-- leyla erdem yiğit
(konuşkan =telefon ... demek istiyorum. Benim ürettiğim bir sözcük oldu 

4.28.2016

ÇOCUKLAR VE BİZ ,

                Her gündüz vakti ; kimbilir ne zamandan bu yana çocuklara karşı süregeldiğini bilmediğimiz bir kötülüğü su yüzüne çıkarıyor. Yaygın biçimde duymuş oluyoruz. Dövünüyor , hayıflanıyor ve içimizde ağır bir acıyı hissediyoruz. 
                 Çocuklar dünyanın kollarına emanet edilen canlılardır. Aynı zamanda insanın babasıdır. 
Yıllardır ülkemizde pedagojik uygulamalar ve çocuk ruh sağlığına ilişkin yeni buluntular , veriler , kesin çıkarımlar konuşulmaz , konuşulamaz oldu.
                  Herkes her şeyi bilir oldu.Bilgiyle alay etmek , bilime karşı kabadayılık göstermek en tutulur yol oldu. Tercih edenler, para kazandı.
                 Eskilerde "Büsbütün", "sayın" gibi sözcükler Değerli siyasetçi B.Ecevit'in çok kullandığı sözcüklerdi . Toplumun da bu sözcükleri yerinde olup olmadan kullandığına tanık olurduk.
Şimdi ,;" Hayırlı cumalar, Allah'a emanet ol , Allah razı olsun , Eyvallah abi , Fıtratında var , Kadını eri korur, Çocuğu inançlı eğersen öyle olur, Allah zihin açıklığı versin, Kindar ve dindar olmak ülkümüzdür, Kadın kadın gibi olacak , erkek de görevini yapacak, Biz yaratılanı yaratandan ötürü severiz .Şer de , hayırda Allah!tandır" .".......... cümlelerini her an her yerde duyabilirsiniz.
Okuduğunuz bu deyimler bir tür budalalığın normalleşmesidir. 

ÖRMEKLEYELİM,
HAYIRLI CUMALAR ; Cuma gününde "hikmet" aramak bu günün teknolojik ve tüketim dünyasında kendini kandırmak değil midir ?
Allah'a EMANET OL ; İnsanın bu dünyada kendini güvenli koşullara , iyi olanaklara , hak ve hukukun işlediği bir topluma emanet edebileceğini düşüneceği yerde "Allaha emanet olmayı" tercih etmesi insan aklına uyuyor mu? Bunu tercih etmek talep etmekten vazgeçen insan demek olmaz mı ? BU sözleri duyarak büyüyen çocuk namaz kılana mı , yoksa bilim adamına mı daha çok güven duyar? Talep etmeyi öğrenir mi öğrenmez mi ? , birey olur mu olmaz mı ?
"ALLAH RAZI OLSUN" Biz muhatabımız ın iyiliği için değil de Allah memnun olsun diye mi iyilik yaparız , yada yapmamız gerekir ? Allah bizi o zaman mı sevecek ? Allah'ın bu kadar küçük KABÜLLERE ihtiyacı var mı , olur mu ? Kime karşı kindar , kime karşı dindar olacağız ? İnsan düşmanlık duygularını doğuştan getirir mi ? Sonradan mı öğrenir ?
KADIN KADIN .GİBİ, ERKEK ERKEK GİBİ OLMALIDIR; İnsanı cinsiyete göre ayırarak yani ; " Kadın kadın gibi , erkek erkek gibi olacak"sözleri ile kastedilenlerin ne olduğu belli mi ? Herkes her an seks yapıyor da , bunun için kadın kadın gibi , erkek de erkek gibi mi olmalıdır ? Ne demek isteniyor ? Hayatın seksten başka biyolojik olan değerleri yok mu ? Bu sözleri duyark , gereklerini ailede görerek öğrenen çocuk öz benliğini hangi yönde ve nitelikte geliştirir ? Nasıl bir kişilik kazanır ? Temel güdülerini yönetmekte ve kullanmakta akıl - izan - vicdan kazanır mı ? Bilimin biyolojik olarak "çocuk" kabul ettiği yaşta özellikle kız ve erkek çocukların evlendirilmesi utanılacak kötü bir değer değil mi ? Neden bu gelenek terkedilmiyor ?
              Öğretmen olduğunda KENDİSİNE tecavüz eden öğretmeninin aynı köyde hala çocuklarla birlikte çalıştığını görüp konuşan o çocuk esenlik içinde bir genç olduğunu düşünüyormusunuz ? 

Suç kimin acaba ?
              Osmanlı imparatorluğunda sosyal banka görevini gören VAKIFLAR ŞİMDİ; DİNİ SOSYAL KÜMELENME ve örtülü ekonomik paylaşım merkezlerine dönüştü. Ensar Vakfı da bunlardan biridir. Diğer dernekler gibi bir sivil toplum örgütüdür. Ekonomik kolaylıklar olsun diye "vakıf" haline getirilmiştir. Çeşitli yaşta kimsesiz yada kimseli ama bakıma muhtaç çocuklar sözde korunup , esirgenmektedir. Ancak bu konuda k çeşitli video ve haberleri dinleyip , okuduğunuz da göreceksiniz ki Ensar vakfın'daki çok sayıda erkek ve kız çocuğa (45 ) uzun süredir tecavüz edildiği doktor raporu ve TC savcılığınca saptanmıştır.
                 Son on beş yılda tecavüz , şiddet ve diğer insanlık suçlarında binde bin beş yüz ARTIŞ olmuş Binlerce kadın öldürülmüş.  Çare düşünmek zorundayız. Tüketim toplumunun ruh halini ve hoşlanma eşiklerini incelemek zorundayız. LAİK YAŞAYAN VE LAİK DÜŞÜNEN TOPLUM İLE DİNİ CEMAATÇİ TOPLUM arasında farkları ve durumları karşılaştırmak zorundayız. Hangisini tercih edeceğinize karar vermek zorundayız.
İNSANIN kendi AKLINI VE RUHUNU KORUYAN LAİK TOPLUM yapısı ve kamu kurumlarıdır.   Kızılay bunlardan biridir.  BİLEMEDİĞİ ve  KENDİSİNDEN BAŞKA HER ŞEYİ KORUYAN VE KORUMAYI ÖĞRETEN kurumlar


 İSE DİNİ CEMAAT KURUMLARIDIR.
Hangisi olsun ?
Hiç lafları kıvırtarak , duygusal dalgalar üreterek konuşmaya gerek yoktur.
Acınmak ve acımakla la yetinmek bir tür saflık olmaz mı ?
Çözüm; Çocukların eğitiminde, yetiştirilmesinde ve öğreniminde BilimseI YOL VE YÖNTEMLERİN TERCİH edilmesi ile bulunacaktır. .
Gerçek çare ; LAİK HUKUK DEVLETİNİN VE LAİK TOPLUMUN OLMASINDA, BÖYLECE BİREYİN BİREY OLABİLMESİNDE SAKLIDIR. .
Bu görüşün dışında ki ve çözüm ve analizler sadece bilgiç bahanelerdir. Sadece dünya gericiliğine hizmettir.
Çocukları korumak ve esirgemek insanlıktır. Bu görev kamu eliyle, bilimin rehberliğinde ve temiz vicdanın açıklığı kadar kadar açıklıkta yapılmalıdır.
Bunu yapamayan bir siyaset hayvanca bile değildir.
Bütün siyasetçileri insan olmaya çağırıyorum.
25 mart 2016 leyla erdem yiğit

3.08.2016

BÖYLE BİR ŞİİR 

Karanlıklar güneşin , güzelin düşmanıdır , 
Martılardır aydınlığın çocukları ,
Bir sen , bir ben , birde insanlıktır AŞK 
Ne derlerse desinler ,
İçimdedir bütün MARTILARIN sesleri ,
Taşımaktan yorulmadım ,
Seni sevdiğim gibi sevdim bu sesleri.
Birde o kanatları, insan sevincinden MARTILARI
Geç mi kaldı hayat diye, düşünme sakın ha !
Yaşadığın vakittir en uzun ömür,
Yudum , yudum umut beyazı ,
Ve göze göz gelmektir hayat
Güzele koyduğunda bembeyaz ,
Bulamadığın aşk, beklediğin o martı ,
Biri diğerine aykırı , gizli bir sevgi
Avuçlarından iyinin martıları uçtukça ,
Beyaza boyayacaklar bu dünyayı ,

leyla erdem yiğit -İZMİR 23 ŞUBAT 2016

Haber Kaynağı



8 MART DÜNYA ÇALIŞAN KADINLARIN ANISINA

TEPKİ,

          Okuyacağınız yazı bilgilendirmekten çok nesnel gerçekliği amaçlamaktadır.
Her yıl . 8 mart dünya kadınlar günü ülkemizde ilk kez 1921 de "emekçi kadınlar günü" olarak ve 1975 yılında Birleşmiş Milletlerin "dünya kadınlarının on yılı " altında yaptığı çalışma ile tüm dünyada anılmaya başlanmıştır. Çıkş nedeni 1857 yılında Newyork'ta tekstil sanayiinde "daha iyi çalışma koşulları " talep eden işçiler ile çıkan vuruşmada 250 den fazla kadın işçinin ölümüne duyulan tepkidir. İnsanlığın unutturmak istemediği bu tepki ; dünyanın aydın , eşitlikçi ve bağımsızlıkçı güçlerince önemi yaygın biçimde duyurulunca dünya kabul etmiş , Birleşmiş Milletlerce devletler katında kabulü sağlanmıştır. Şimdi dünya kadınları , daha iyi ve güvenilir bir hayat talep etmektedirler. Aşağıda vereceğim kısa istatistik bilgiden sonra nesnel gerçeklik üzerinden söz edeceğim
         1-Kadınlara ; sistematik tecavüz yer yüzünde ki çatışmalarda ;1994 RAUNDA 'DA , 2003 IRAK savaşında , şimdi Suriye ve benzerlerinde olduğu gibi terör silahı olarak kullanılmaktadır. Bu çatışmalarda 500 bin ila 2 milyon arasında kadının tecavüze uğradığı saptanmıştır. Bilinenlerin dışında gizil kalmış , her tür acıyı barındıran şiddet uygulaması olduğu kaydedilmektedir.
         2- Yeryüzü yuvarlağında fuhuşa zorlanan kadın oranının 700 bin ile 5 (BEŞ) milyon arasında olduğu açıklanmaktadır.
         3- Her üç kadından biri dövülmektedir.
         4- Dinsel ve başka kültür nedenleri ile yılda 2 milyondan fazla kız çocuğunun genital organlarına hasar verilmektedir. Bu oran 15 saniyede bir 'e denk düşüyor.
Okuduğunuz bu bilgiler ölçülebilmiş nesnel bilgilerdir. İlgili kuruluşlar , bireyler ve bilim insanları nedenlerini kimi yanlı ve felsefi , kimi de yansız , bilimsel bakışla irdelemektedirler. Bu irdelemelere en şiddeti ve yüksek kayıtsızlığı siyasi erkler göstermektedir.. Nedeni vardır bunun .. Tüm dünyada egemen olan güçlülerin resmi temsilcisi olan siyasi erk 'ler temelde eşitliK ve özgürlük sorunu olan kadına yönelik her tür ayırımcılığı "oy" uğruna yada başka kaygılar ve siyasi tercihlerle ertelmektedirler ve savuşturmaktadırlar..... Veya din temelli , kökten dinci savunuların öznesi halinde kullanmaktadırlar.
         Ülkemizde son yirmiyıldır kadınlarımız Cumhuriyetin odağından ve gelişmek dinamiklerinden sıyırtılarak dinsel algının öznesi haline getirilmiş , son on yılda ise bu algı beslenerek resmileştirilmiştir. ....Hayat ve yaşamak algısı din temelli algılamaya dönüştürülmede kısmen utku sağlanmıştır..... Eğer adım , adım ilerleme kaydadilirse bu yeni , inanç temelli kadın tipi ; başka hayat biçimlerine sokulmak istenecektir......
İnsan bilincinin kendi doğal biyolojik yapılanmasına ters düşecek biçimde algılama yapmasına hazırlamanın ön çalışmasını bugün yaşıyoruz.... Türbanın , "sıkmabaş örtünmenin özgürlük olduğu" algısının yaygınlaştırılmasını gözlüyoruz...... Oysa türban , diğer değişle "sıkmabaş örtünmek" tamamen siyasidir. Din temellidir ve dinsel algılamanın kadınlar üzerinden yapılan siyasi kol algılatmasıdır.
İnançlar siyasal ve toplumsal işlevini kadınlar aleyhine kodlanmaktadır. İnancın siyasete dönüştürülmesinin Arap ve orta doğu ülkelerinde ki sonuçları ayan beyandır.
         Kadınların kökten dinci kültürle kullanılmasına karşı durulması bilimsel gerçeklik gereğidir. Biyoloji biliminde kadın ve erkeğin birbirini tamlayan ve yeni bir insanı erekleyen sistematiğinin aynı olduğu inkar edilebilir mi ? Nöröloji , tıp biliminde merkezi sinir sisteminin erkek ve kadında farklı bilim olduğu söylenebilir mi ? İnsan gözü olduğu için görmek , kulağı olduğu için işitmek , beyni olduğu için düşünmek , bilinci ve duygusu olduğu için hissetmek ister.. İnsan olduğu için insanı , doğayı , dünyayı anlamaya gereksinim duyar...
İnancın anlaşılmasına gereksinim duyulup duyulmadığını hiç düşündünüz mü..? Ben düşündüğümde sıkmabaşta olduğu gibi diğer inanmak konularında da nesnel yada basit deyişle ; bilimsel bir dayanak bulamadım . O zaman inanç merkezli kadın tipi önermesi ve dayatması kadınlara yapılan en ağır ayırımcılıktır.
Tıp ve fen bilimlerinde biyolojik ayırımcılığın olmaması gibi sosyal bilimlerde de , başka bir deyişle psikiatr , psikoloji , eğitimbilimlerde kadın erkek ayırımcılığı olmadığı halde , insanın "algılama" ve analiz gücü ; din köke bağlanarak ve oradan örneklenerek bozulmaktadır. Harun Yahya gibi YARATILIŞ savunucuları geçerlenmektedir. İnsanın "normal patolojisi" göreceli güdülenmek yoluyla sağlanmakta , algılama kadınlar aleyine bozulmaktadır. Bu durum en çok bundan faydalanmak isteyen siyaset tacirlerine yaramaktadır.
          Gençlik ; deneyim ve tarihin diyalektik gelişmesi karşısında temel kodlama ve depolamadan yoksun olduğu için " ne olacak , herkes istediği gibi olsun , sıkma baş örtünmenin ne zararı olur " sorusunu yöneltiyor . Oysa kökdinci algılama demek ; bilincimizin ; insan doğamıza aykırı zorlama ve göreceli güdüleme yöntemi ile bozulması demektir. . Bu bozulmak ilişkilerin ve hayatın her alanında baş gösterecektir. ....Tıpkı " ...dekolte giyim tecavüze davet eder " diyen prefösör ve sıkmabaşlı kadınlarda gördüğümüz gibi. Oysa normal ve doğamıza uygun olan erkeğin kadından , kadının erkekten etkilenmesi ve dokunmak isteğini uygun ve normal görmektir. Ancak ; bu etkilenmenin nasıl , ne düzey ve nitelikte uygulanabileceğini , sınırlarını bilinçaltında ve göreceli güdüleme yolu ile doğru öğrenmenin esas olduğunu kabul etmek , sorunun birinci hal yoludur. Yıllardır ve günlerdir TV ' lerde , kadının erkeği ve tecavüzcüyü kışkırtıp kışkırtmayacağını konuşanlara , sunucular şu soruları
sormadı ;soramıyorlar , sordutmuyorlar.
       1- Dekolteden tahrik olan erkeğin mutlaka tecavüzü mü düşünmesi , istencini bu yolda kullanması gerekiyor. Daha insanca ilişkiyi öğretebilmek mümkün değil mi ? Hayvanlardan hangi hayvan ; istediğine ön sevişme davranımları göstermeden saldırıyor..? Neden erkek tahrik oluyor da , kadın tahrik olmaması gerekiyor..? Kadın hissetmiyor mu ? Kaldı ki tecavüzcülerin birçoğu hastalıklı değil. Yoksa bu kültürel bir kodlamak mı (?) oluyor diye sorulmadı
        2- Hangi kültürlerde " boşanmış dul kadının erkek ihtiyacı vardır" kanaatimden ötürü tecavüz ettim" savunusu yapılıyor. Ayrıca
."..istemese de zorla girişirsem ihtiyacı aklına gelir ve sevişir , sevişmezse tecavüz bile etsem hoşlanır " kültürü sinsice erkeklere kodlanmaktadır..?Böyle bir şey olabilir mi , neden diye sormadı.
         3- Hangi ekonomik sistemler kadını terör aracı gibi kullanıyor ? . Hangi hukuk sisteminde kadın hak mahrumu olarak kabul ediliyor...? Tüm dinlerin kadına erkeğin arkasından durmasını söylüyorsa bunun toplumsal ve uhrevi nedenlerinin olup olmadığını ? sormadı.
         4- KADIN ERKEK eşitliğinin ; hukuksal ve toplumsal uygarlık olup olmadığını sormadı .
         5- Ve yıllardır kadının çilesinin toplumsal algılamalardan , bilinçaltı fena kodlama , hukuksal yaptırım , ekonomik güç , din kökenli tavır ve inançlardan mı , yoksa erkeklerin kötülüğünden mi .. beslenip büyütüldüğünü kimse , kimseye sormadı , sormuyor.
          6-- Kadının cinselliği üzerinden namus üretmek , ahlak yapılandırmak insanlığı kandırmaktır. Vicdan bunu reddetmelidir. diyen herhangi bir dernek yada bilimsel çalışma görülemiyor.
         7- TAM ve MUTLAK LAİKLİK OLMADAN KADININ ve erkeğin birlikte her türlü şiddetten kurtulması mümkün müdür (?) sorusunu tartışmıyoruz. Toplum bunu talep etmelidir.
        8- Suriye'de Suud-i Arabistan'da , Afganistan'da , benzer yerlerde insan haklarından SÖZ EDEN VE bu ülkelerin dini referanslarına sıcak bakan AKP liderleri ve muhafazakar siyasiler SADECE kadınlara uygulanan ve yer yüzünün en tepe yapmış ŞİDDETİ olan RECM cezasını ağızlarına almamaktadır.
Yukarıda sıraladığım soruların yanıtlanıp , anlam bulması ile insanlık insanlaşmayı başaracaktır. Şimdilik havayı dövüyoruz.
Dünyanın altüst olmaya ihtiyacı var . Toplumların "İyileştirici " , çok anlamlı bireysel ve toplumsal sevgilere ihtiyacı vardır. Hep birlikte bu ihtiyacın nasıl giderileceğine ilişkin yorulmak zorundayız. Yakın bir gelecekte erkek fahişeliğinin nasıl pazarlandığına , savaş tecavüzlerinde nasıl kullanıldığına , deliren vicdanın neler yaptığına insanlık tanıklık yapacaktır. Sorun insan sorunudur. İnsanbilime namuslu bir çalışmak ve araştırmak görevi düşmektedir.
Cumhuriyetin bilimsel odağından yetişmiş ve bu günkü varoluşu bu açıdan gören kadınların ,
Anadolu'nun çileli kadınlarının ve erkeklerinin ,
emeği ile hayat sürdüren üretmen kadınların ,
savaş, ölüm , çatışma acısı içinde kahrolmuş kadınların ve erkeklerin 8 mart dünya kadınları gününü şans ve esenlik dileyerek, saygı ile selamlıyorum
Leyla Erdem Yiğit. 08. mart .2016