Sayfalar

7.17.2020

Re: Dayanışma adına

Leyla Erdem Yiğit leylaerdemyigit@gmail.com

28 Tem 2016 Per 19:24
Yanıtla
Alıcı: bilgi
Değerli  üyeler , 
              Halk  dayanıması" hareketini  benimsemeye devam ediyorum . Kötülerin dayanışmasının  karşısında  iyilerin , diğer anlatımla ;halkın dayanışmasının  doğruluğu tartışılamaz. Bu  açıdan da sizi  daha içten benimsiyorum. 
              Halk  dayanışmasının   gelişmesi için "katkı,görüş ve önermelerin"  bildirilmesi talebinize  yanıt  verebilmek   için önce 15 temmuz 2016 gecesine dek olan nesnel  durumu kabaca  dillendirmek  istiyorum. 
             2002 kasım ayı  genel seçiminde    iktidara gelen  AKP siyasi   erki  yani  karşı devrimciler  ve bilim düşmanları  uzun yıllardır  ciddi bir muhalefet ile karşılaşmadılar. Muhalefet ve baskı gurupları ile karşılaşmadıkları gibi  ,  TC nin  kuruluş amacının  doğal yasası yada karakterine   mutlak uyumlu davranması gereken  bütün  bakanlıklar  ve kurumlar da bu nitelikte ki siyasi erki   örtülü veya açık desteklemekte   sakınca görmediler.. Direnç gösterilmediği gibi  çok kolay olan yandaş  tutum  sergilemeyi   daha uygun gördüler.  
Siyasetin  ve hayatın bütün değerlerinin yıkılmasına  "ileri demokrasi" adını verdiler. Adalet ve hukuk bir cemaatin elinde diğer cemaatlerin çıkarlarına göre ,   toplam çıkarların da  siyaset  mafyalarına dağılım esaslarına göre  işledi.. Halk şaşırdı ,  çaresizleşti. Laik , parlamenter sistem  ve devlet aygıtları   Ortadoğu'nun üçüncü sınıf liderliği   gibi   liderliklerin     vesayetine terkedildi. Bu süreçte  ve sürekli olarak  yerli ve yaban çıkar  merkezleri  ve yaslandıkları   efendi ülkeler TSK leri ile uğraştı. .. Saygınlığını tüketerek KIBRIS VE KÜRT   sorununda   ulusun talep ve direncini  yok etmek  istediler. Denizlerimizi ve  boğazları   serbestçe , kullanmak istediler.    Önce  TSK leri    Balyoz , Ergenekon , Casusluk gibi uydurma davalarla    zaafa düşürüldü.  Sonra da 15 temmuz  2916 da bana göre ;    din kökenli  melez  bir darbe ile yok edilmek istendi  
            Bir ulusun   iyilik  ve demokrasi  barometresi olan Eğitim- Öğretim  gibi sistematik  kurgulanacak ,  insanın doğal varlığını insanlaştırmayı hedefleyen   ve bilime dayanması zorunlu olan  " Milli eğitimimiz"  tamamen   uhrevi dayanaklardan  gelişen besleme'ye ( BESLEME_ İTAATKAR  HİZMETKARLAR ) dönüştürüldü  Bu gerçek  halk nezdinde  iktidarın " dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz"  söylemi ile  fiili ve sosyolojik anlam kazandı.    Her şey bu temelde yapılandırıldı. Yüzlerce dini vakif ve dernek kurularak , binlerce maaşlı   gazeteci ve savunucu eliyle  bir tür   örtülü  baskı  merkezleri  kuruldu. 
              Üretim ekonomisi   kökten terkettirildi.. Paradan para kazanmak merkezi politikaya dönüştü.. Çalışan herkese   kendi elleriyle  ve  kredi kartı  marifeti ile   geleceğine  ipotek koyduruldu.   Milyonlarca  insan  " "globalleşme"  gerekçesi  finans  sermayeye teslim edildi. ..  
          Siyasi mafya   gurupların  yarışına uygun olarak TC İhale kanunu  167  kez  değiştirildi. Emperyalizm ; düna   finans kapital işbirliği  hiçkimsenin itiraz edemeyeceği  "kanal istanbul" ve köprüler gibi  devasa   yatırımları    AKP iktidarının  bizzat  kendine; kendi   ömrünün uzaması  için   propaganda   olarak  kullandırdı, kullandırıyor. Siyasi erk hazineyi  pervasızca  kullanıyor.. Muhalefet ise  sadece susuyor. Konuşunca da  beceriksizliği   deşifre oluyor. 
             AKP  nin    senelerdir  yapageldiği  bu   iç yapılanmaya uygun   DIŞ  politika   uygulatıldı..  İktidarda ki   AKP, Jeopolitik   gerçeğimizi  anlamadı.. , Ulusal çıkarlarımız   ters yüz edilerek, garip hayaller  peşine düştü. TC ni   Osmanlı bakiyesi olarak, Ortadoğuda ki  güya   lider ülke olmak için  ne lazımsa yapıldı. Ancak  toplumsal   talepler   ve jeopolitik  gerçekler  bu isteği tanımazdı , tanımadı.. Kendi   yatağından aktı , akıyor. 
            15 Temmuz 2016  gecesine  bu  "gaflet"  içinde gelindi.. Bana göre  ve şimdiye dek anlayabildiğim verilerin ışığında   15 temmuz darbesi ;     bir  cemaatin marifeti   ile  TC  üniter devletine   hakim olmak, diğer cemaatleri  emrine almak  , müridler arası  çekişmeyi sonlandırmak ,  Üniter  devleti parçalamak  ve   PKK yı yeniden ihya ederek  dinci  federe  bir TC  ne dönüşmeyi   hedeflemekteydi.. 
              Bana  göre  AKP de  normal bir siyasi parti değildir. Cemaat partisidir. Darbeyi yapan  emperyalizmin emrinde ki FETÖ cemaati de; AKP nin  içinde ki etkili bir kanattı. Emperyalizm   bu defa  AKP yi değil , DARBE  yaptırarak   Fetö'yü tercih edecekti olmadı ..  Darbe  bizzat TSK nın kendisi tarafından  engellendi...Darbe girişimini   "Halk önledi" denemez. "Halkın gücü , tankın gücünü yendi " söylemi  sadece bir tesellidir.  
             Her gün  darbeyi  reddeden  halka ilişkin yapılan   ve   medyadan  izlediğimiz , dinlediğimiz abartılı halk popülizmi AKP iktidarının ve yönetenlerinin  "bak ben ne kadar güçlüyüm"  iletisi için olduğunu düşünüyorum.   Her gece halkı meydanlarda tutmanın  ise ; (beni seviyorlar , benim liderliğime ve yönettiğim  AKP İKTİDARINA  ihtiyaç var) demek istemenin   ötesinde olup olmadığını  henüz anlayabilmiş değilim.  Zaman ile  anlayabileceğim. .   
            Değerli üyeler , buraya kadar  nesnel  olmaya çalışarak durumumuzu  açıklamaya çalıştım.  Ancak ,  ben sahada olan gazeteci ,  bütün bilgi  akışını alabilen  bir kurumun  görevlisi , ya da  milletvekili değilim. Sırada ki  bir yurttaşım.  Elbette başka  açıklamaların , bilgilerin , bileşkelerin  ışığında  yeni düşüncelerim  olacak. 
Şimdilik  önerilerim başlığında şunları yazabilirim. 
             1- "halk dayanışması" kurulunun     ilk görevi   bu durumların doğru analiz edilmesine  yol vermek, yöntembulmak olmalıdır....  Kitlelerin duyabileceği  kanalları kullanmak ve halkoyu oluşturmaktır. 
Neden , niçin , nasıl   sorularını  yanıtlayarak dayanışılan kümeleri aydınlatmak  zorunludur. 
            2-  Olacaklar ne olabilir  ve ne yapmalıyız  ? sorusu  dört başı  mükemmel tartışılmalıdır. Bütün görüşler saygı ile  aklın süzgecine vurulmalıdır. 
             3- Gerçekten   genişlemenin  önemli bir yolu da şudur ;  Gerçek aydınlanmacıları ,  erdemli  insanları   dayanışmaya katabilmek  ve   etkin saygı   uyandıracak çekirdek gurubu oluşturabilmektir. 
Üçüncü sınıf  toplumlara özgü   olan ;  düşünmeden  düşünce polisliği   yapmaya  fırsat vermemek   şarttır ve gerekmektedir. 
           4- Mali durum için imece  tartışılmalıdır. 
           5- Nutuk okunması çok iyidir. .Ancak  örneklenmesi   daha çok önemlidir. . 
Laik  rejimin ne olduğu , devlet ile  siyasal iktidarların  farkı    pratikten  anlatılmalıdır.  
           6- Tarihi   geçmişinden öğrenmeyi  ama  ;  geleceğinden  anlamanın çok  önem  kazandığını  bilmeli  ve  geleceğine hazırlanmak   tercih edilmelidir.
          7- M.K .Atatürk'ün   bu günde, yarınlarda da   geçerli olacak   özellikle  bağımsızlıkçı  ve halkçı taraflarını siyasi örneklerle   halka anlatmak gerekmektedir. 
          8-  Keşke  belediyelerimizin yardımlarını alarak   HAYATIN  PRATİĞİNDE   ATATÜRK ENSTİTÜSÜ   kurabilsek istemezmiydiniz ?  Orada    aydınlanmacı   herkes   görev alabilse   faydalı olmaz mı ?  
Halk dayanışması   üyelerini tanıdıkça  önerilerim  olacaktır. Henüz  elimde  yeni düşünceleri   oluşturacak özgün hiçbir veri yoktur. 
            Baki  sevgi ve saygı ile. 

leyla  erdem yiğit 
28 temmuz 2016
 
 
 


27 Temmuz 2016 19:26 tarihinde <bilgi@halkdayanismasi.com> yazdı:
Sevgili Leyla Erdem Yiğit,

Sizi 22 Haziran'da hayata geçirdiğimiz Halk Dayanışması-İzmir'e katıldığınızda "Yolumuz Mustafa Kemal'in yoludur,yaptığımız ve yapacağımız herşeyi NUTUK'tan öğreniyor ve uyguluyoruz. Bu nedenle başarısızlık söz konusu değildir,ama hepimizin yükü çok ağırdır. Sizleri bağımsızlık yolunda çok çalışmaya davet ediyoruz" diyerek karşılamıştık.

15 Temmuz 2016 gecesi ve sonrasında yaşananlar  endişelerimizde ne kadar haklı olduğumuzu  ve bunlarla  başa çıkmak için seçtiğimiz yolun doğruluğunu gösterdi.

Bu kaos ortamında bilgi ve deneyim paylaşımlarıyla ortak akla ulaşma çabalarımızı hızlandırmalıyız.

Dayanışmamızı genişletebilmek için katkılarınızı, görüş ve önerilerinizi en  kısa zamanda bildirmenizi önemle rica ederiz.

Saygılarımızla,

Halk Dayanışması

2.18.2019

YASAK....
Kaleme yasak var,
Ne ışık var , ne SEVİ , ne de BİZ varız.
Gücün tokmağı var , kapımız kırık.
Gitti mi İNSAN..? Ya .. O AŞK ..?
O acı , sırada mı ?
Pusuda kim var..?
Eyy..VİCDAN (!) neden üryansın..?
Eyy İNSAN ! Güneşin neden kayıp..?
18 Şubat - 2011 İZMİR
leyla erdem yiğit.

12.21.2018

STRES    İLETİLİR

           Herhangi bir cisme herhangi bir doğrultudan herhangi bir basınç uyguladığınızda, önce o cismin içinde bir gerilim oluşur. Sonra saniyenin milyonda bilmem kaçında o gerilim aynı doğrultuda diğer yöne doğru iletilir ve gerilimin uygulandığı yönün tam karşısından,cismin içinden çıkar.
           Gerilimin İngilizcesi "stress" ' tir. Ve bir cisme uyguladığınız basıncın o cisimde oluşturacağı "stress" miktarı, o cismin kafes/moleküler yapısıyla da, tıpkı uyguladığınız basınç miktarıyla olduğu gibi yakından ilişkilidir, hem de çok yakından.
           İnsan da cisimlere çok benzer. Bir insana küçükken uyguladığınız herhangi bir baskı da, onda önce bir "stress" yaratacaktır. Sonra da bu "stress" onu aşıp, oluştuğu yerin tam aksi yönünde,yani dışarı doğru çıkmaya çalışacaktır. Yani enerji yoktan var olmaz, var olan enerji de yok olmaz. Oluşan "stress" yok olmaz. Şekil ve yön değiştirebilir, yönlendirilebilir, fakat yok olmaz. Başka bir yere iletilir, başka cisimlerde, havada, suda varlığını sürdürür, belki sürekli transfer olduğundan ve geçtiği her yerde kırıntılarını bıraktığından dost cisimler/insanlar arasında paylaştırılır, cisim ya da insan başına yoğunluğu azalır. Fakat yok olmaz.
          Ki bir de sürekli "stress" oluşturan cisimler/araçlar ya da insanlar vardır. Bunlar, "stress" 'in sürekli olarak transfer olması durumundan mütevellit,ya da "stress" ' in zaten olayı bu olduğundan, sürekli olarak komşularına bu "stress" 'i yayarlar.
           Ama biliyoruz ki, her şey ama her şey kararlı/durağan/ tahmin edilebilir bir duruma da geçme isteği taşır. İşte bu yüzden biz, amaçsızca, yerli yersiz etrafımızda ses çıkaran makinaları da/ insanları da sevmeyiz. Biz dinginlik isteriz. Boş boş ses çıkaran/gerilim oluşturan varlıkları sevmeyiz. Ses çıkaracaksa, huzursuzluk verecekse bari bir işe yarasın ki, elimizde katlanmaya bir sebebimiz olsun.
            Kahve yapmıyorken ses çıkaran kahve makinası olur mu? Arabalar gitmiyorken motorları çalıştırılır mı? Çamaşır atmadan çamaşır makinası çalıştırılır mı? Biz doğayız,taşız, toprağız, hayvanız. Ürettiklerimiz de aynı amaçları güdüyor. Yerli yersiz çalışıp, "stress" oluşturmamalılar etraflarında. Ha bir işe yarayacaklarsa amenna da, öbür türlü uğraştırmasınlar bizi.
            Kısacası söylemek istediğim, insanlar da cisimlere benzer demiyorum, insanlar cisimdir. İşte o denen yıldız tozu söylemleri de de budur. Sen şimdi al bunu burdan, hayatın romantik bir tasviri de, istersen bilim de. Bence bunların hepsi birdir. Her şey anlaşılabilirdir.
            Yeter ki "stress" ' in yönünü izle, geldiği yere doğru.




16 aralık- 2018
Eray  Turanlı
Metaluji Y. Mühendisi 
İZMİR -Bostanlı

Değerli arkadaşlar ,
Aşağıda ;İZMİR'İN YETİŞTİRDİĞİ, Almanya'da Y.lisansını yapmış genç bir metaluji mühendisin, geleceğe ışık olacak değerli bir genç adamın kaleminden "STRES İLETİLİR" başlıklı makaleyi okuyacaksınız.. Müthiş bilimsel dil ve içerikte bulduğum; gerginliğe(STRESE ) ilişkin bu makaleyi olduğu gibi yayınlıyor, bilginize sunuyorum.
Adını gizli tutmamı istediği üzere adını yazmadım. Desteklerinizi ve okuduğunuzu gördüğünde sanıyorum bu gereksiz tevazuyu bırakacaktır. Saygı ile.
leyla erdem yiğit
19 aralık 2018
STRES İLETİLİR
Herhangi bir cisme herhangi bir doğrultudan herhangi bir basınç uyguladığınızda, önce o cismin içinde bir gerilim oluşur. Sonra saniyenin milyonda bilmem kaçında o gerilim aynı doğrultuda diğer yöne doğru iletilir ve gerilimin uygulandığı yönün tam karşısından,cismin içinden çıkar.
Gerilimin İngilizcesi "stress" ' tir. Ve bir cisme uyguladığınız basıncın o cisimde oluşturacağı "stress" miktarı, o cismin kafes/moleküler yapısıyla da, tıpkı uyguladığınız basınç miktarıyla olduğu gibi yakından ilişkilidir, hem de çok yakından.
İnsan da cisimlere çok benzer. Bir insana küçükken uyguladığınız herhangi bir baskı da, onda önce bir "stress" yaratacaktır. Sonra da bu "stress" onu aşıp, oluştuğu yerin tam aksi yönünde,yani dışarı doğru çıkmaya çalışacaktır. Yani enerji yoktan var olmaz, var olan enerji de yok olmaz. Oluşan "stress" yok olmaz. Şekil ve yön değiştirebilir, yönlendirilebilir, fakat yok olmaz. Başka bir yere iletilir, başka cisimlerde, havada, suda varlığını sürdürür, belki sürekli transfer olduğundan ve geçtiği her yerde kırıntılarını bıraktığından dost cisimler/insanlar arasında paylaştırılır, cisim ya da insan başına yoğunluğu azalır. Fakat yok olmaz.
Ki bir de sürekli "stress" oluşturan cisimler/araçlar ya da insanlar vardır. Bunlar, "stress" 'in sürekli olarak transfer olması durumundan mütevellit,ya da "stress" ' in zaten olayı bu olduğundan, sürekli olarak komşularına bu "stress" 'i yayarlar.
Ama biliyoruz ki, her şey ama her şey kararlı/durağan/ tahmin edilebilir bir duruma da geçme isteği taşır. İşte bu yüzden biz, amaçsızca, yerli yersiz etrafımızda ses çıkaran makinaları da/ insanları da sevmeyiz. Biz dinginlik isteriz. Boş boş ses çıkaran/gerilim oluşturan varlıkları sevmeyiz. Ses çıkaracaksa, huzursuzluk verecekse bari bir işe yarasın ki, elimizde katlanmaya bir sebebimiz olsun.
Kahve yapmıyorken ses çıkaran kahve makinası olur mu? Arabalar gitmiyorken motorları çalıştırılır mı? Çamaşır atmadan çamaşır makinası çalıştırılır mı? Biz doğayız,taşız, toprağız, hayvanız. Ürettiklerimiz de aynı amaçları güdüyor. Yerli yersiz çalışıp, "stress" oluşturmamalılar etraflarında. Ha bir işe yarayacaklarsa amenna da, öbür türlü uğraştırmasınlar bizi.
Kısacası söylemek istediğim, insanlar da cisimlere benzer demiyorum, insanlar cisimdir. İşte o denen yıldız tozu söylemleri de de budur. Sen şimdi al bunu burdan, hayatın romantik bir tasviri de, istersen bilim de. Bence bunların hepsi birdir. Her şey anlaşılabilirdir.
Yeter ki "stress" ' in yönünü izle, geldiği yere doğru.
16 aralık- 2018
Genç bir mühendis.
İZMİR -Bostanlı
Çocukluğun kusursuz manzarası nasıl yetişkin olduğunuzdur.
leyla erdem yiğit 


8.21.2018

SURİYE'Lİ ÜMRAN ,
Kaç gecedir yanıbaşımda sen varsın.
Korkudan anıtlaşan bedenin ,
Kan ile yıkanmış gözlerin ile 
Kaç gecedir yanıbaşımdasın..
İnsanlığı senin kadar utandıran ,
Silahları senin kadar susturan başka bir şey olur mu ?
Olmaz ...olmaz .
Suriye' yi ölüm ırmağına çevirenler.
Libya' nın Kaddafi'si , Irak'ın Saddamı'nı bahane edenler ,
Suriye'de senin gözlerinde eriyorlar...
Saçlarında ki barut tozlarını,
Ölümle dans eden sessizliğini,
Savaşın orta yerinden gökyüzüne uçuruyorlar.
Sen. herkesin her gece yanı başında oturacaksın....
Efendilerin katilleri ; katillerin efendileri
Senin dayanılmaz sessizliğinde ölecekler ...
Ümran..... ah..! Ümran çocuk .
İnsanlığı senin kadar utandıran başka bir şey olur mu ?
Olur ... olur çocuk .
Bizim de dokuz aylık ,
Sadece annesine gülümseyen ,
Gıgıldayarak , sevinÇ atan,
BebeğimizE tecavüz eden bir canlıyı öğrendik ,
Utançtan sular kurudu , denizler yok oldu. Dağlar çöktü
Acı yağmurundan kaçamayan insanlığımız kavruldu...
Ah.... Ümran...!
Senin sesizliğinde eriyen katillerle bizim tecavüzcümüz FARKSIZDIR.
Bu toprakların üstünde ki bütün çiçeklerin düşmanı aynıdır ..
leyla erdem yiğit
21 ağustos 2016..