Sayfalar

2.18.2019

YASAK....
Kaleme yasak var,
Ne ışık var , ne SEVİ , ne de BİZ varız.
Gücün tokmağı var , kapımız kırık.
Gitti mi İNSAN..? Ya .. O AŞK ..?
O acı , sırada mı ?
Pusuda kim var..?
Eyy..VİCDAN (!) neden üryansın..?
Eyy İNSAN ! Güneşin neden kayıp..?
18 Şubat - 2011 İZMİR
leyla erdem yiğit.

12.21.2018

STRES    İLETİLİR

           Herhangi bir cisme herhangi bir doğrultudan herhangi bir basınç uyguladığınızda, önce o cismin içinde bir gerilim oluşur. Sonra saniyenin milyonda bilmem kaçında o gerilim aynı doğrultuda diğer yöne doğru iletilir ve gerilimin uygulandığı yönün tam karşısından,cismin içinden çıkar.
           Gerilimin İngilizcesi "stress" ' tir. Ve bir cisme uyguladığınız basıncın o cisimde oluşturacağı "stress" miktarı, o cismin kafes/moleküler yapısıyla da, tıpkı uyguladığınız basınç miktarıyla olduğu gibi yakından ilişkilidir, hem de çok yakından.
           İnsan da cisimlere çok benzer. Bir insana küçükken uyguladığınız herhangi bir baskı da, onda önce bir "stress" yaratacaktır. Sonra da bu "stress" onu aşıp, oluştuğu yerin tam aksi yönünde,yani dışarı doğru çıkmaya çalışacaktır. Yani enerji yoktan var olmaz, var olan enerji de yok olmaz. Oluşan "stress" yok olmaz. Şekil ve yön değiştirebilir, yönlendirilebilir, fakat yok olmaz. Başka bir yere iletilir, başka cisimlerde, havada, suda varlığını sürdürür, belki sürekli transfer olduğundan ve geçtiği her yerde kırıntılarını bıraktığından dost cisimler/insanlar arasında paylaştırılır, cisim ya da insan başına yoğunluğu azalır. Fakat yok olmaz.
          Ki bir de sürekli "stress" oluşturan cisimler/araçlar ya da insanlar vardır. Bunlar, "stress" 'in sürekli olarak transfer olması durumundan mütevellit,ya da "stress" ' in zaten olayı bu olduğundan, sürekli olarak komşularına bu "stress" 'i yayarlar.
           Ama biliyoruz ki, her şey ama her şey kararlı/durağan/ tahmin edilebilir bir duruma da geçme isteği taşır. İşte bu yüzden biz, amaçsızca, yerli yersiz etrafımızda ses çıkaran makinaları da/ insanları da sevmeyiz. Biz dinginlik isteriz. Boş boş ses çıkaran/gerilim oluşturan varlıkları sevmeyiz. Ses çıkaracaksa, huzursuzluk verecekse bari bir işe yarasın ki, elimizde katlanmaya bir sebebimiz olsun.
            Kahve yapmıyorken ses çıkaran kahve makinası olur mu? Arabalar gitmiyorken motorları çalıştırılır mı? Çamaşır atmadan çamaşır makinası çalıştırılır mı? Biz doğayız,taşız, toprağız, hayvanız. Ürettiklerimiz de aynı amaçları güdüyor. Yerli yersiz çalışıp, "stress" oluşturmamalılar etraflarında. Ha bir işe yarayacaklarsa amenna da, öbür türlü uğraştırmasınlar bizi.
            Kısacası söylemek istediğim, insanlar da cisimlere benzer demiyorum, insanlar cisimdir. İşte o denen yıldız tozu söylemleri de de budur. Sen şimdi al bunu burdan, hayatın romantik bir tasviri de, istersen bilim de. Bence bunların hepsi birdir. Her şey anlaşılabilirdir.
            Yeter ki "stress" ' in yönünü izle, geldiği yere doğru.




16 aralık- 2018
Eray  Turanlı
Metaluji Y. Mühendisi 
İZMİR -Bostanlı

Değerli arkadaşlar ,
Aşağıda ;İZMİR'İN YETİŞTİRDİĞİ, Almanya'da Y.lisansını yapmış genç bir metaluji mühendisin, geleceğe ışık olacak değerli bir genç adamın kaleminden "STRES İLETİLİR" başlıklı makaleyi okuyacaksınız.. Müthiş bilimsel dil ve içerikte bulduğum; gerginliğe(STRESE ) ilişkin bu makaleyi olduğu gibi yayınlıyor, bilginize sunuyorum.
Adını gizli tutmamı istediği üzere adını yazmadım. Desteklerinizi ve okuduğunuzu gördüğünde sanıyorum bu gereksiz tevazuyu bırakacaktır. Saygı ile.
leyla erdem yiğit
19 aralık 2018
STRES İLETİLİR
Herhangi bir cisme herhangi bir doğrultudan herhangi bir basınç uyguladığınızda, önce o cismin içinde bir gerilim oluşur. Sonra saniyenin milyonda bilmem kaçında o gerilim aynı doğrultuda diğer yöne doğru iletilir ve gerilimin uygulandığı yönün tam karşısından,cismin içinden çıkar.
Gerilimin İngilizcesi "stress" ' tir. Ve bir cisme uyguladığınız basıncın o cisimde oluşturacağı "stress" miktarı, o cismin kafes/moleküler yapısıyla da, tıpkı uyguladığınız basınç miktarıyla olduğu gibi yakından ilişkilidir, hem de çok yakından.
İnsan da cisimlere çok benzer. Bir insana küçükken uyguladığınız herhangi bir baskı da, onda önce bir "stress" yaratacaktır. Sonra da bu "stress" onu aşıp, oluştuğu yerin tam aksi yönünde,yani dışarı doğru çıkmaya çalışacaktır. Yani enerji yoktan var olmaz, var olan enerji de yok olmaz. Oluşan "stress" yok olmaz. Şekil ve yön değiştirebilir, yönlendirilebilir, fakat yok olmaz. Başka bir yere iletilir, başka cisimlerde, havada, suda varlığını sürdürür, belki sürekli transfer olduğundan ve geçtiği her yerde kırıntılarını bıraktığından dost cisimler/insanlar arasında paylaştırılır, cisim ya da insan başına yoğunluğu azalır. Fakat yok olmaz.
Ki bir de sürekli "stress" oluşturan cisimler/araçlar ya da insanlar vardır. Bunlar, "stress" 'in sürekli olarak transfer olması durumundan mütevellit,ya da "stress" ' in zaten olayı bu olduğundan, sürekli olarak komşularına bu "stress" 'i yayarlar.
Ama biliyoruz ki, her şey ama her şey kararlı/durağan/ tahmin edilebilir bir duruma da geçme isteği taşır. İşte bu yüzden biz, amaçsızca, yerli yersiz etrafımızda ses çıkaran makinaları da/ insanları da sevmeyiz. Biz dinginlik isteriz. Boş boş ses çıkaran/gerilim oluşturan varlıkları sevmeyiz. Ses çıkaracaksa, huzursuzluk verecekse bari bir işe yarasın ki, elimizde katlanmaya bir sebebimiz olsun.
Kahve yapmıyorken ses çıkaran kahve makinası olur mu? Arabalar gitmiyorken motorları çalıştırılır mı? Çamaşır atmadan çamaşır makinası çalıştırılır mı? Biz doğayız,taşız, toprağız, hayvanız. Ürettiklerimiz de aynı amaçları güdüyor. Yerli yersiz çalışıp, "stress" oluşturmamalılar etraflarında. Ha bir işe yarayacaklarsa amenna da, öbür türlü uğraştırmasınlar bizi.
Kısacası söylemek istediğim, insanlar da cisimlere benzer demiyorum, insanlar cisimdir. İşte o denen yıldız tozu söylemleri de de budur. Sen şimdi al bunu burdan, hayatın romantik bir tasviri de, istersen bilim de. Bence bunların hepsi birdir. Her şey anlaşılabilirdir.
Yeter ki "stress" ' in yönünü izle, geldiği yere doğru.
16 aralık- 2018
Genç bir mühendis.
İZMİR -Bostanlı
Çocukluğun kusursuz manzarası nasıl yetişkin olduğunuzdur.
leyla erdem yiğit 


8.21.2018

SURİYE'Lİ ÜMRAN ,
Kaç gecedir yanıbaşımda sen varsın.
Korkudan anıtlaşan bedenin ,
Kan ile yıkanmış gözlerin ile 
Kaç gecedir yanıbaşımdasın..
İnsanlığı senin kadar utandıran ,
Silahları senin kadar susturan başka bir şey olur mu ?
Olmaz ...olmaz .
Suriye' yi ölüm ırmağına çevirenler.
Libya' nın Kaddafi'si , Irak'ın Saddamı'nı bahane edenler ,
Suriye'de senin gözlerinde eriyorlar...
Saçlarında ki barut tozlarını,
Ölümle dans eden sessizliğini,
Savaşın orta yerinden gökyüzüne uçuruyorlar.
Sen. herkesin her gece yanı başında oturacaksın....
Efendilerin katilleri ; katillerin efendileri
Senin dayanılmaz sessizliğinde ölecekler ...
Ümran..... ah..! Ümran çocuk .
İnsanlığı senin kadar utandıran başka bir şey olur mu ?
Olur ... olur çocuk .
Bizim de dokuz aylık ,
Sadece annesine gülümseyen ,
Gıgıldayarak , sevinÇ atan,
BebeğimizE tecavüz eden bir canlıyı öğrendik ,
Utançtan sular kurudu , denizler yok oldu. Dağlar çöktü
Acı yağmurundan kaçamayan insanlığımız kavruldu...
Ah.... Ümran...!
Senin sesizliğinde eriyen katillerle bizim tecavüzcümüz FARKSIZDIR.
Bu toprakların üstünde ki bütün çiçeklerin düşmanı aynıdır ..
leyla erdem yiğit
21 ağustos 2016.. 

12.03.2017

Sn.Metin Aydoğan
Yazar ve düşünür
İzmir / Karşıyaka

Değerli Metin Bey,

          16 nisan 2017 tarihinde referanduma sunulan  anayasa değişikliğine karşı  herhangi bir siyasi kurum , gurup yada  dernek  adına değil , sade yurttaş olarak ;  "NEDEN HAYIR oyu verilmesi" gerektiğine ilişkin çalışmalara devam ediyorum. 
            Zaman zaman Konfüçyüz'ün "En zor şey karanlık bir odada bir kara kediyi bulmaktır" söylemini  düşündüren  süreçlerde, sizin  kaleme aldığınız, "hayır de.. " yada "evet de.. " gibi emir kipli içerik ve yazım  taşımayan bildirimleriniz yararlı oldu. Özellikle  kararsız yurttaşlarımızın tartışıp bir karara varmasına yol açtı.  Bir sayfalık okuncada aydınlatan, ama dayatmayan dil  ustalığınız  ve içerik düzeyi güvenilir bulundu ve  talep buldu.
 Menemen ,Aliağa,Şakran, Dikili ,Ayvalık-Altınova hattında çok sayıda dostlarımızla, arkadaş ve aşina çevreler ile buluşma olanağı buldum.  İşçi, teknisyen, çiftçi, (büyük baş hayvan yetiştiren)besici. balıkçı, yüksek eğitimli  kadın ve erkekler, orta ve üst  kentli meslek sahibi  insanlar , askerlerler , akademisyenler ile tartştım ve konuştum.   Hepsinin   "bu bildiri dayatmıyor, aksine öğretip açıklıyor"ortak fikrinde buluştuğuna tanıklık yaptım...Din'i ve tarihi aydınlatmalarınız  ilgi gördü Değerlendirmeleriniz  taktir edildi. 
Değerli Metin Bey, 
           Günümüzde insanlar bigiyi arıyorlar, hikmeti değil. Oysa bilgi geçmiş, diğer deyişle mazidir. Hikmet ise gelecektir. Karşı karşya olduğumuz referandum  hikmetini   analiz etmek ve anlamayı  başarmak;  geçmişi sizin kadar doğru ve anlaşılır yazan aydınların ve devrimcilerin varlığına    bağlı. Bize ışık olduğunuz için teşekkürler ediyorum.
           Dünyada  "sessizliğin filozofu" olarak tanınan besteci ,müzisyen ve ayrıca  felsefe incelemeleri bulunan JOHN  CAGE  diyor ki ; "..Karşımıza çıkan her türlü sorumluluğu  sessisce  kabul edivermek  kendimize karşı en büyük sorumsuzluktur" Bu kez ulusumuzun ehil çoğunluğu, 16 nisan günü halkoylamasında  geleceğine yüklenmek istenen  siyahın ve zorbalığın   sorumluluğunu "sessizce kabul" etmedi.   Red duygusunun kendine karşı en büyük sorumluluk olduğunun şiddetle farkına varmış kanaatim giderek  güçleniyor. Gezdiğim her yerde ve konuk olduğum her evde "hayır"da vicdan sevincinin, "evet" te durağan  duygunun  yaşandığını görüyorum. 
             Başta; Bitmeyen Oyun adlı kitabınız olmak üzere, M.Kemal Atatürk'e  ilişkin  kitap,yazı ve makalelerinizden  söz etmek mecburiyetinde kaldığımı da  belirtmek isterim.
              İzlenimlerimi  ancak bugün yazabildiğim için bağışlayın beni. 
              Eşiniz Müzeyyen hanıma, genç akademisyen kızınıza  ve size esen hayat dileklerimi bildiriyorum.
              Sevgi ve saygılarımla.

 28 mart 2017 
 leyla erdem yiğit 
İzmir- Karşıyaka