Güneşi yeyüzüne indirenler gerçek sanatçılar bilim ve insan zekasıdır . Ahlak ve erdem bunların ürünüdür. Değerli Fazıl Say'a yapılanları ve gitmek zorunda bırakılmasını , yalnızlığını ayıplıyorum. Uygarlığın ve insanlığın geleceğinde siz olmayacaksınız !!Fazıl Say olacaktır ! Kötüleri iyiler yapan bir dünya insanlığın , sanatın ve bilimin eseridir. leyla erdem yiğit 2012 / nisan 22
5.17.2012
5.04.2012
SUSMAK ,
Susmak ölmek değil sevgilim ,
Susarak büyümek zamanıdır
Mayıs zamanı !
Susarak ölmemektir.. !
Susmanın dili vardır ,
O dilde birleşmektir mayıs zamanı ..
Ve sonra bir gün ,
Geceyi gündüze . tomurcuğu çiçeğe ,
Kötülüğü erdeme ,
Güneşi yeryüzüne indirmek için kuşanmaktır .
Dili vardır susmanın ,
Tohumu salmak için toprağa ,
Susan aklın
okkalı tokadını çarpmak için ,
Susmanın dilini anlatmak ,
Ve kolundan tutup ,
Dönmemesine fırlatmak ...
Susmak , sonra da "hesabı almak "
Hırlayan köpeği ,
Kabaran öfkenin sessizliğinde
Suların başından kovmak
Kuyruğunun acısını eline tutuşturmak için ,
Gerektir mayıslarda susmak !
Dilleri , " bizim illerin" diline benzemiyenleri ,
Ellerinde toprak kokusu
Başlarında insanlık başı olmayanları
Vurguna uğratmak için susmak !!!
İnsanı insana anlatmak için susmak .
Başka türlü susmak ölmektir Sevgilim ,
Susarak büyümek için susmak
Gerek bize sevgilim.
lleyla erdem yiğit
4 / mayıs /2012
Susmak ölmek değil sevgilim ,
Susarak büyümek zamanıdır
Mayıs zamanı !
Susarak ölmemektir.. !
Susmanın dili vardır ,
O dilde birleşmektir mayıs zamanı ..
Ve sonra bir gün ,
Geceyi gündüze . tomurcuğu çiçeğe ,
Kötülüğü erdeme ,
Güneşi yeryüzüne indirmek için kuşanmaktır .
Dili vardır susmanın ,
Tohumu salmak için toprağa ,
Susan aklın
okkalı tokadını çarpmak için ,
Susmanın dilini anlatmak ,
Ve kolundan tutup ,
Dönmemesine fırlatmak ...
Susmak , sonra da "hesabı almak "
Hırlayan köpeği ,
Kabaran öfkenin sessizliğinde
Suların başından kovmak
Kuyruğunun acısını eline tutuşturmak için ,
Gerektir mayıslarda susmak !
Dilleri , " bizim illerin" diline benzemiyenleri ,
Ellerinde toprak kokusu
Başlarında insanlık başı olmayanları
Vurguna uğratmak için susmak !!!
İnsanı insana anlatmak için susmak .
Başka türlü susmak ölmektir Sevgilim ,
Susarak büyümek için susmak
Gerek bize sevgilim.
lleyla erdem yiğit
4 / mayıs /2012
4.29.2012
SIRADAN BİR PAZAR GÜNÜ ,
Sıradan benim için bu pazar ,
Ne yazmalıyım ....
Hangi kederimi , kederlerimizi duyurmalıyım,
Biliyorum dün sevdiğim , yarın seveceğim değil !
Geleni de gideni de doğacak güneş bildirecek !
Sabahın ilk ışığında son gölgen de kalkacak !
Yorgun insan !
Sevginin anıtı önünde ,
Yarın için son durağında ,
Sevgililer ,
Aşk'lar ekecek ,
Boy verecek insan ,
Bilmem ne yazmalıyım ,
Fırtına ıslağı , ayaz vurgunu ,
Yüreğimi kime bırakmalıyım .
Masum çocuk ,
İyi insan ,
Kırmızı evin , kırmızı gelini ,
Sesimi tanıyan
Eskimeyen ruh ,
Hisseden duygu ağacım ,
Gölgende yaprakların hüzün sarısı ,
Gece siyahında dalların kopuk kopuk ,
Üşüyen ellerim tek başına !
Varlığımın öyküsünde ,
Zaman var , sayfa sayfa yazılmış !
Okunacak yığınla haber ,
Yapılacak yığınla iş ,
Yaşanacak sevinç !
Gong vurmasın , durmasın yürek !
Topraklarda kokular bekliyor !
Koklanıp , sulanacak .
Ne yapmalıyım , ne yazmalıyım ,
Gökyüzü bu gün başıma yağacak !
Ne yazmalı , hangi birini duyurmalı ,
Hangi insan alazını anlatmalıyım.
leyla erdem yiğit
2012 / 29 nisan , Vakit akşam
Sıradan benim için bu pazar ,
Ne yazmalıyım ....
Hangi kederimi , kederlerimizi duyurmalıyım,
Biliyorum dün sevdiğim , yarın seveceğim değil !
Geleni de gideni de doğacak güneş bildirecek !
Sabahın ilk ışığında son gölgen de kalkacak !
Yorgun insan !
Sevginin anıtı önünde ,
Yarın için son durağında ,
Sevgililer ,
Aşk'lar ekecek ,
Boy verecek insan ,
Bilmem ne yazmalıyım ,
Fırtına ıslağı , ayaz vurgunu ,
Yüreğimi kime bırakmalıyım .
Masum çocuk ,
İyi insan ,
Kırmızı evin , kırmızı gelini ,
Sesimi tanıyan
Eskimeyen ruh ,
Hisseden duygu ağacım ,
Gölgende yaprakların hüzün sarısı ,
Gece siyahında dalların kopuk kopuk ,
Üşüyen ellerim tek başına !
Varlığımın öyküsünde ,
Zaman var , sayfa sayfa yazılmış !
Okunacak yığınla haber ,
Yapılacak yığınla iş ,
Yaşanacak sevinç !
Gong vurmasın , durmasın yürek !
Topraklarda kokular bekliyor !
Koklanıp , sulanacak .
Ne yapmalıyım , ne yazmalıyım ,
Gökyüzü bu gün başıma yağacak !
Ne yazmalı , hangi birini duyurmalı ,
Hangi insan alazını anlatmalıyım.
leyla erdem yiğit
2012 / 29 nisan , Vakit akşam
4.07.2012
İÇE KAPANIKLIK HASTALIK DEĞİL ,
Çoğu kimse autizm / otizm ile içe kapanıklığı karıştırabilmektedir.
Autizm / otizm beyin kökenli gelişim ve iletişim bozukluğudur. Algılamak , ilgi ve duygu yoksunluğu olarak ta tanımlanabilir.
Autizm / otizm beyin kökenli gelişim ve iletişim bozukluğudur. Algılamak , ilgi ve duygu yoksunluğu olarak ta tanımlanabilir.
İçe kapanıklık ise , biyolojik kökenli biyogenik , toplumsal kökenli sosyogenik , kişisel arzularımızı önemsediklerimizi belirleyen ideogenik kimliğimizin bileşkesinden üretilen davranıştır..
Otizm de insan topluluklarından rahatsızlık duymak vardır. Canlıları kullanabileceği nesne , eşya gibi hisseder.
İçe kapanık insan da ise , insandan ve toplumdan rahatsızlık duymak yoktur. Ancak, çoğunca tercihi yalnız kalmaktan yanadır..İletişim , duygu , ilgi ve her şey normaldir.
leyla erdem yiğit
kln. p.gog
kln. p.gog
07/ 04/ 2012
Sana ,
Yazarak söyleyemediğimi ,
Bakışarak söyleyebilir miydim
çok sevdiğimi . dizelerinde olduğu gibi içe kapanıklık söz konusudur.
![]() ![]() ![]()
8 mart dünya kadınlar günü anısına saygı ile sunulur
TEPKİ ,
Okuyacağınız yazı bilgilendirmekten çok nesnel gerçekliği amaçlamaktadır. Her yıl . 8 mart dünya kadınlar günü ülkemizde ilk kez 1921 de "emekçi kadınlar günü" olarak ve 1975 yılında Birleşmiş Milletlerin "dünya kadınlarının on yılı " altında yaptığı çalışma ile tüm dünyada anılmaya başlanmıştır. Çıkış nedeni 1857 yılında Newyork'ta tekstil sanayisinde "daha iyi çalışma koşulları " talep eden işçiler ile çıkan vuruşmada 250 den fazla kadın işçinin ölümüne duyulan tepkidir. İnsanlığın unutturmak istemediği bu tepki ; dünyanın aydın , eşitlikçi ve bağımsızlıkçı güçlerince önemi yaygın biçimde duyurulunca dünya kabul etmiş , Birleşmiş Milletlerce devletler katında kabulü sağlanmıştır. Şimdi dünya kadınları , daha iyi ve güvenilir bir hayat talep etmektedirler. Aşağıda vereceğim kısa istatistik bilgiden sonra nesnel gerçeklik üzerinden söz edeceğim.
1-Kadınlara ; sistematik tecavüz yeryüzünde ki çatışmalarda ;1994 RAUNDA 'DA , 2003 IRAK savaşında olduğu gibi terör silahı olarak kullanılmaktadır. Bu çatışmalarda 250 bin ila 2 milyon arasında kadının tecavüze uğradığı saptanmıştır. Bilinenlerin dışında gizil kalmış , her tür acıyı barındıran şiddet uygulaması olduğu kaydedilmektedir.
2- Yeryüzü yuvarlağında fuhuşla zorlanan kadın oranının 700 bin ile 4 milyon arasında olduğu açıklanmaktadır.
3- 3kadından biri dövülmektedir.
4- Dinsel ve başka kültür nedenleri ile yılda 2 milyondan fazla kız çocuğunun geni tal organlarına hasar verilmektedir. Bu oran 15 saniyede bir 'e denk düşüyor.
Okuduğunuz bu bilgiler ölçülebilmiş nesnel bilgilerdir. İlgili kuruluşlar , bireyler ve bilim insanları nedenlerini kimi yanlı ve felsefi , kimi de yansız , bilimsel bakışla irdelemektedirler. Bu irdelemelere en şiddeti ve yüksek kayıtsızlığı siyasi erkler göstermektedir.. Nedeni vardır bunun .. Tüm dünyada egemen olan güçlülerin resmi temsilcisi olan siyasi erk 'ler temelde insan eşitliği ve özgürlük sorunu olan kadına yönelik her tür ayrımcılığı "oy" uğruna yada başka kaygılar ve siyasi tercihlerle ertelemekte , savuşturmaktadır. Veya din temelli , kökten dinci savunuların öznesi halinde kullanmaktadırlar. Ülkemizde son yirmi yıldır kadınlarımız Cumhuriyetin odağından ve gelişmek dinamiklerinden sıyırtılarak dinsel algının öznesi haline getirilmiş , son on yılda ise bu algı beslenerek resmileştirilmiştir. Hayat ve yaşamak algısı din temelli algılamaya dönüştürülmede kısmen utku sağlanmıştır. Eğer adım , adım ilerleme kaydedilirse bu yeni , inanç temelli kadın tipi ; başka hayat biçimlerine sokulmak istenecektir. İnsan bilincinin kendi doğal biyolojik yapılanmasına ters düşecek biçimde algılama yapmasına hazırlamanın ön çalışmasını bugün yaşıyoruz. Günlerdir , "sıkma baş örtünmenin özgürlük olduğu" algısının yaygınlaştırılmasını gözlüyoruz.. Oysa "sıkma baş örtünmek" tamamen siyasidir. Din temellidir ve dinsel algılamanın kadınlar üzerinden yapılan siyasi kol algılatmasıdır. İnanç İ siyasal ve toplumsal işlevini kadınlar alehine kodlamaktadır. İnancın siyasete dönüştürülmesinin Arap ve ortadoğu ülkelerinde ki sonuçları ayan beyandır. Kadınların kökten dinci kültürle kullanılmasına karşı durulması bilimsel gerçeklik gereğidir. Biyoloji biliminde kadın ve erkeğin birbirini tamlayan ve yeni bir insanı ereklenen sistematiğinin aynı olduğu inkar edilebilir mi ? Nöroloji , tıp biliminde merkezi sinir sisteminin erkek ve kadında farklı bilim olduğu söylenebilir mi ? İnsan gözü olduğu için görmek , kulağı olduğu için işitmek , beyni olduğu için düşünmek , bilinci ve duygusu olduğu için hissetmek ister.. İnsan olduğu için insanı , doğayı , dünyayı anlamaya gereksinim duyar...
İnancın anlaşılmasına gereksinim duyulup duyulmadığını hiç düşündünüz mü..? Ben düşündüğümde sıkma başta olduğu gibi diğer inanmak konularında da nesnel yada basit deyişle ; bilimsel bir dayanak bulamadım . O zaman inanç merkezli kadın tipi önermesi ve dayatması kadınlara yapılan en ağır ayrımcılıktır.
Tıp ve fen bilimlerinde biyolojik ayrımcılığın olmaması gibi sosyal bilimlerde de , başka bir deyişle psikiyatr , psikoloji , eğitim bilimlerde kadın erkek ayrımcılığı olmadığı halde , insanın "algılama" ve analiz gücü ; din köke bağlanarak ve oradan örneklenerek bozulmaktadır. Harun Yahya gibi YARATILIŞ savunucuları geçerlenmektedir. İnsanın "normal görünümlü patolojisi" göreceli güdülenmek yoluyla sağlanmakta , algılama kadınlar aleyhine bozulmaktadır. Bu durum en çok bundan faydalanmak isteyen siyaset tacirlerine yaramaktadır.
Gençlik ; deneyim ve tarihin diyalektik gelişmesi karşısında temel kodlama ve depolamadan yoksun olduğu için " ne olacak , herkes istediği gibi olsun , sıkma baş örtünmenin ne zararı olur " sorusunu yöneltiyor . Oysa kök dinci algılama bilincimizin ; insan doğamıza aykırı zorlama ve göreceli güdü yöntemi ile bozulmasıdır. Bu bozulmak ilişkilerin ve hayatın her alanıda baş gösterecektir. Tıpkı " ...dekolte giyim tecavüze davet eder " diyen PROF ve sıkma başlı kadınlarda gördüğümüz gibi. Oysa normal ve doğamıza uygun olan erkeğin kadından , kadının erkekten etkilenmesi ve dokunmak isteğini uygun ve normal görmektir. Ancak ; bu etkilenmenin nasıl , ne düzey ve nitelikte uygulanabileceğini , sınırlarını bilinçaltında ve göreceli güdüleme yolu ile doğru öğrenmenin esas olduğunu kabul etmek , sorunun birinci hal yoludur.
Günlerdir TV ' lerde , kadının erkeği ve tecavüzcüyü kışkırtıp kışkırtmayacağını konuşanlara , sunucular şu soruları
soramadı ; Dekolteden tahrik olan erkeğin mutlaka tecavüzü mü düşünmesi ve istencini bu yolda kullanması mı gerekiyor. Daha insanca ilişkiyi öğretebilmek mümkün değil mi ? Hayvanlardan hangi hayvan ; istediğine ön sevişme davranımları göstermeden saldırıyor..? Neden erkek tahrik oluyor da , kadın tahrik olmaması gerek..? Kadın hissetmiyor mu ? Kaldı ki tecavüzcülerin birçoğu hastalıklı değil. Yoksa bu kültürel bir kodlamak mı diye....? sormadı ..
Hangi kültürlerde " boşanmış dul kadının erkek ihtiyacı vardır ...istemese de zorla girişirsem ihtiyacı aklına gelir ve sevişir , tecavüz bile etsem hoşlanır " kültürü sinsice erkeklere kodlanmaktadır..? diye sormadı... ? Ve gene sunucu kadınlara; sizin etkilenmeniz nasıl oluyor ? diye sormadı.. Hangi ekonomik sistemler kadını terör aracı gibi kullanıyor ? diye sormadı . Hangi hukuk sisteminde kadın hak mahrumu olarak kabul ediliyor...? diye sormadı . Tüm dinlerin kadına erkeğin arkasından hak ve yer verip , vermediğini ; bunun toplumsal ve uhrevi nedenlerinin olup olmadığını ? sormadı. KADIN ERKEK eşitliğinin ; hukuksal ve toplumsal uygarlık ölçütü olup olmadığını sormadı .
Ve nihayet kadının çilesinin toplumsal algılama , bilinçaltı kodlama , hukuksal yaptırım , ekonomik güç , din kökenli tavır ve inançlardan mı , yoksa erkeklerin kötülüğünden mi .. beslenip büyütüldüğünü kimse , kimseye sormadı , sormuyor.
Yukarıda sıraladığım soruların yanıtlanıp , anlam bulması ile insanlık insanlaşmayı başaracaktır. Şimdilik havayı dövüyoruz. Dünyanın altüst olmaya ihtiyacı var . Toplumların "İyileştirici " , çok anlamlı bireysel ve toplumsal sevgilere ihtiyacı vardır. Hep birlikte bu ihtiyacın nasıl giderileceğine ilişkin yorulmak zorundayız. Yakın bir gelecekte erkek fahişeliğinin nasıl pazarlandığına , savaş tecavüzlerinde nasıl kullanıldığına , deliren vicdanın neler yaptığına insanlık tanıklık yapacaktır. Sorun insan sorunudur. İnsan bilime namuslu bir çalışmak ve araştırmak görevi düşmektedir.
Cumhuriyetin bilimsel algılama odağında yetişmiş ve bu gün varoluşu bu açıdan gören kadınların , Anadolu'nun çileli kadınlarının ve erkeklerinin , emeği ile hayat sürdüren üretmen kadınların , savaş acısı içinde kahrolmuş kadınların ve erkeklerin 8 mart dünya kadınları gününü aydınlığa giden yolun başlangıç günü olsun ; şans ve esenlik getirsin dileklerimle kutluyorum.
leyla erdem yiğit
05/03/2012
|
4.03.2012
SEVGİ , AŞK VE LAİK'LİK ,
Doğa ; başta insan olmak üzere bütün canlılarda üremeyi biyolojik işlevli beyin köken öyküsü yaptı.. Sonrası yüzyıllar boyunca canlının , başka deyişle doğal varlığın üremek temel güdüsüne zihinsel gizil gücünü ekleyerek , yaşama SEVGİ VE AŞK kavramını armağan etti... Armağanın kabul etmeyi sadece insan başardı.. Bu armağanın üreteni de tüketeni de insan oldu .. Bu diyalektik kural , insanın İLK VAROLUŞUNDAN BU YANA temel ortaklıK OLARAK süre geliyor.
Hayvanlar ın dünyasında henüz böyle bir şey yok.
İnsandan başka , hiçbir canlıda üremenin temel tekniğine ve korumak içgüdüsüne DAYALI OLAN estetik , sanatsal ve ruhsal serüven eklenemedi.. Eklenmesini istesekte , ekleyecek güç gene evrimin kendisi olacak. Bu da insan ömrünün sınırları içine sığmıyor. Bilimin geleceğinde ki sayfalarda yer alabilecek başka bir konu .
Sevgi ve aşk öncesi ve sonrası , insanın durumu nedir ? Bilim bu sorulara yanıt aramayıa devam ediyor. Bilime göre canlı , sevgiyi ve aşk'ı üretmek ihtiyacı hissettiğinde doğal varlığına değerler yüklüyor. Diğer deyişle insanlaşmakla eşgüdümlü yaşanıyor bu süreç..
Kızıl kıyamet kavga da bundan sonra başlıyor. Bir yanda bilimin yalnızca olgulara dayanan nesnel verileri , diğer yanda buna karşı duran ; dinlerin , ırkların , erklerin toplumsal biçimlenme talepleri VE ÜRETTİĞİ AŞK , SEVGİ VE TUTKU anlamı !
Bilim ; günümüzde sevgi ve aşkın insanda ne ve nasil olduğunu bilim disiplinlerinin ortak alanından nesnel çıkarımlarla duraksamadan yanıtlamayı sürdürürken ; buna karşı duran ; yönetim güçlerinin ve dinsel , ırksal , KÖKTEN dinci milliyetçilik talepleri olan çevrelerin yanıtları keskin , dayatmacı , koşullanmış , öfkeli , hatta vicdansız oluyor.. İNANÇ AĞIRLIKLI AŞK VE SEVGİ MİTLERİ üretmenin doğru olduğu fikri ve tavrı algılatmak yöntemi ile insan kitlelerini sarmalıyor. Bunlar olurken ; bilimin kendi karakteri gereği amaçlamadığı siyaset , ticaret ve popülizm araya giriyor ve bilime karşı SİYASETİ KULLANARAK TİCARETİ VE İNSAN ALGISINDA ÇIKARCILIĞI her şeyin üstüne çıkarıyor , benimsiyor. O kadar benimsiyor ki tarihin her devresinde yönetmek ve egemenlik kavgasını duraksamadan veriyor. Ve bakın neler yapabiliyor.
İnsandan insana , İNSANLAŞAN sevgi ve aşk yerine , inançla biat aşkı ,
Değerlerin bireyselliği yerine sürüleşmek aşkı..
Aklın ve duygunun buluştuğu aşk yerine , paranın ucunda salınan aşkı ,
İNANCİN kendi içinde yer bulması yerine , efendileşmesini savunmak aşkı ,
Yurt , barınak , üretmek aşkı yerine etnik duygu aşkı ,
Erdemle aşk yerine , kötülüğe neden üreten aşkı ,
Akıl aşkı yerine inanç aşkı ,
Doğaya sevgi yerine doğayı perişan etmek aşkı .
Bilimin nesnelliğine karşı , algıların aldatıcı kolaylığında büyük olmak aşkı ,
Tanıdıkça büyüyen yerine , tanıdıkça küçülen insan olmak aşkı ,
Her tür şiddet ile övünmek aşkı ,
Gençlerin aşk ve sevgi dünyalarını kurgu ve gerçeklik arasında , arafta algılamalarına topluca kayıtsızlık aşkı ..
Öğütleme aşka aşık olma hali ...!
DUYARLILIK YERİNE YABANCILAŞMAK AŞKI ,
Kendinizi denetlemeyi . diğer deyişle otokontrölünüzü en iyi sağlayan açıklığa ve dengeye aşık olmak yerine TAM tersi işlev gören GİZLİLİĞE tutunmak aşkı,
AHLAKTA EŞİTLİK YERİNE AHLAKSIZLIKTA EŞİTLİK AŞKI ,
VİCDANLA HAKLI olmak YERİNE , VİCDANSIZLIKLA HAKLI olmak AŞKI GİBİ ... SAYISIZ ZITLIKLARI EGEMEN KILABİLİYOR , GEÇERLEYEBİLİYOR.
Bu durumun karşısında bilim ve sanat dünyasından ; eğitbilim , tıp ve diğer bilim dallarının yetkin müdahalesi araya girse de taraftarı az , işlevi etkisiz kalıyor. Bilimin zaaf taşıyan insan unsurlarını da kullanmayı başaran karşı duruşun yönetim erkleri gazap üzümlerinden insanları GÜÇ yapıyor.
Bu DURUM karşısında tarihin vicdanından ve aklından üretilen Laiklik bilimin son bulduğu çare oldu ? Laikliğin , bilimin anahtarı olduğu kötü , çileli ve uzun tecrübelerden sonra dünyanın büyük çoğunluğunca kabul edildi..
Laik toplum , laik yönetimlerde ki sevgi ve aşk aynımıdır sizce ?
Bilim ; akıl için makine gibi , bigisayar gibi değil anlamla çalışır diyor. . BEYİNİN ürettiğini ANLAMLANDIRAN ve yön veren akıldır diyor. Diğer deyişle akıl , beynin ANLAM YÜKLÜ varoluşundan başka bir şey değildir.
İNANÇLARIN , IRKLARIN , gelenek ve baskın algının ANLAMLANDIRDIĞI AŞK , SEVGİ VE TUTKU İLE LAİKLİĞİN , başka deyişle bilimin ANLAMLANDIRACAĞI aşk , sevgi ve tutku arasında FARK yokmudur ? FARK olmazmı , olmayacak mı ?
Bilim , yani laik toplum bilgisi kadın ve erkekte aşkın , sevginin nörobiyolojisinde seçiçilik ve fizyolojik temelin aynılığını vurgulamaktadır.... Ancak ; İŞLEVSEL FARKLILIĞı İŞARETLEYEREK sanat , estetik ve eğitimbilim yolu ile , insanı İNSANLAŞTIRAN anlam ve eşitlik yüklerken ; inançlar ( dinler ) gelenekler , etnik kökenler ve illah... benzeri alanlar ayrıştırarak anlam yüklemektedir. . Bilim ve karşı duruşun alanları , ikiside ; sevgiyi ve aşkı doğanın , insanın yaşam pınarı olarak görmektedir .
Hangisi insancadır ? Hangisi sevgilerinize , aşklarınıza , tutkularınıza daha çok uygun olacaktır. ? Hangisinde özgürlük vardır.. ? Hangisinde sizin iradeniz olur ?
14 şubat sevgililer gününüz kutlu olsun... Aşk , talih ve sevinç getirsin.
leyla erdem yiğit
14 şubat 2012
İSTANBUL ,
İstanbul yeditepeden akıyor.
Sulardan nakış ,
altın kolarından ufka dantel örüyor.
Havasında çam kokulu yeşil ,
Rüzgarında sarımtırak öfke ,
Akşamına çığlık ,
Sabahına sevinç bırakıyor.
İstanbul ,
Mağrur,
Cömert,
tutulamaz,
Gökyüzlü ağaç ve çiçek.
Ve İstanbul
Milyonlarca renklerden mağrur.
Geçmişin çehresinde muzaffer,
Hayattan daha fazla hayat ,
Aşk'tan daha fazla aşk ..!
İnsandan daha çok insan ,
Doğadan daha fazla kıskanç,
Sarıyer , İstinye , Beykoz
Ve boğaz..!
İstanbul yeditepeden akıyor..!
İstanbul İstanbul olalı direniyor..!
Şişli / İst. 29 aralık 2011
leyla erdem yiğit
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





