Sayfalar

5.31.2012

DÜNYA İNSANLIĞI MUTLU MU ? 
          Dünya  nüfusunun  yaş ortalaması 29 . Bu yaş batıda yeni kuşak  olarak adlandırılıyor.   
          Nüfusunun  yaş ortalaması  genç olan  ülkeler  arasında biz ön sıralardayız. Bu   durumla övünüyoruz. Bu tavrı anlamakta güçlük çekiyorum. Bu nedenle  niçin sorusuna yanıt aradım. Bilim çevrelerinde  güvenilir  kaynaklar  yok denecek kadar az.  Bu soruya yanıt olabilecek güçlü  verileri  henüz bulamadım. 
         Yetkin ve demokratik ülkelerde ki  kamu güçlerinin birincil görevi insanın  mutluluğuna  yol açacak  durumları yüceltmek gerektiği olduğunu  kabul etmek zorundayız.  O kez  genç olmak mutluluğun önemli bir yolu mu ? Bunun için mi biz de Sayın  başbakan    "kürtaj yasağını" istiyor ve  sezeryana karşı duruşun gereğini   gündeme getiriyor?   "Her şeyden  sorumlu"  olduğunu  bildiren  başbakanın  "Üç çocuk , beş çocuk yapmak   istemlerinin"  temel nedeni nedir ? Bu halimizle  bugün  yetmiş beş milyon değil de, üç yüz milyon kişi olsaydık , bunun da  iki yüz milyonu  30 yaş ve üstü olsaydı   ne değişecekti ?  Yarın  ne değişir ?    Yaşlı bir dünya   mutsuzluğumuzun  nedenlerinden biri  mi ? Hayatımıza  mutluluk yükleyen  nicelik mi , nitelik midir ? Hangisi   bunların ? Yoksa ikisi de mi ? İkisi yanıtını verirsek  nicelik kolay da   niteliği nasıl  sağlayacağız ?
          Her doğum sonrası , ilk üç ayda tekrar gebe kalınamayacağına göre  , bir yıl için de ise bir kadının  çok az  olasılıkla  gebe kalabileceğine  göre ,  ancak  ikinci yıl tekrar  gebe kalacağını  kabul etmek zorundayız. Dokuz ay on günü de eklersek her çocuk arası  en iyimser tahminle iki sene demek oluyor. Yirmi yaşında  çocuk sahibi olan bir kadının otuz yaşına kadar  üç , hatta beş çocuk yapması mümkün . Ama bir kadının ve babanın     ; mesleğini de icra ederek , ya da köylük yerde  tarım da , hayvancılıkta çalışarak  ikişer  yaş  farkı olan  bu yavrularını   nitelikli  büyütmesi mümkün mü  ? Doğu bölgelerimiz de  en az  çocuklu ailelerin on çocuklu  olduğunu ileri  sürüyorlar  . Bu  doğrudur. Ama  , ağalığın ve feodal bağların    tutumu ve algısıdır bu .  Bu gün  bu algının sonuçlarını  inceleyenler  var mı ,  bilemiyorum. Aklı başında bir ülke bu tutum ve algının devam etmesinde ki  ısrarı ve sonuçlarını  incelemelidir.  Nitelikli büyütülmüş ,  en çok  iki çocuk sahibi  ve tek eşli  güneydoğulu ailelerin yüzde yetmiş olduğunu  hayal edin . Böyle bir  güneydoğu   bölgesinde herhalde PKK terör yapılanması  ve Hizbullah gibi örgütlenmeler ;  ölüme gidecek otuz bin  genç erkek ve genç  kız bulamazdı  ? Kaldı ki  çok sayıda çocuk sahibi annenin  doğal annelik duygusunun bozulmayacağı söylenemez. 
         Son ikiyüz yılda  fen bilimlerinde ki  muazzam buluşlara karşılık sosyal bilimler  de bu hıza koşut   gelişme görülmüyor. Sosyal bilimlerin   kurallaşan  alanlardan çok  teori sayılan   alanlara sıkışması   insan mutsuzluğunun ve mutluluğunun  nedenlerini    yeterli  olacak düzeyde   açıklayamamasına  neden oluyor . Ticarileşen  ve  mekanikleşen  dünya da felsefenin , sanatın  tamamen unutulması  ve  unutturulması  yanında  tüketen insanı hedeflenmesi  yüzünden , sosyal bilimler   insanın mutluluğuna ilişkin    soruları yanıtlamakta   yetersiz kalıyor. Konuya  dünya ölçeğinde bakıp dünyayı yeniden  tanımlayamıyor. Dünya ölçeğinde yöneten ve yönetilen , başka deyişle bağımsızlıkçı ,  bağımlı ve bağımsız insan kitlelerinde ki  hayat ve algı   farkını  bilimsel olarak ele alan ve dünyayı sarsan bir gelişme  görülmüyor.  Diğer bilim disiplinleri ile  bağıntılı  gelişmiş Sosyal  bilimler  olmaması   dünyanın yeniden tanımlanmasını   ve mevcut tanımlamaların  test edilmesini geciktirdiği gibi  eklemleme de yapılamıyor. Bu gerçeğin açtığı büyük çaplı derin kuyu  en fazla  çıkar  güçlerinin  ve din  temelli siyaset  yürütenlerin işine yarıyor. İnsanların ise mutsuzluğuna yol açıyor. 
          Faşizm ;   bu büyük çaplı derin kuyunun  etkinleşmesinin biricik sonucudur. Latin Amerika' da  ve Avrupa kıtasında Pinoşe'nin , Hitler'in , Musolli'nin , Franko'nun , Salazar'ın  dönemlerinin  yaşanması  bilimin  ötelenmesi , sıkışması ya da sıkışık tutulmasıdır. Sayılan bu isimler milli faşist yönetimlerdi . Şimdi ; uluslararası  güdümlü  ,  emireri olan    ve  zamanı geldiğinde  alaşağı edilen , edilecek olan   güleryüzlü  ,  ağlayarak ve konuşarak insan görünen  faşist yönetimler  işbaşındadır.  Gelişme sancısı  içinde  sayılan   bizim gibi ülkelerde  Seçmen olmak ve seçim yapmak  değersizleştirilmiştir. Çoğunluğun oyunu almayı becerebilen liderin   haklı  olduğu , doğru olduğu  ve iyiliğin mutlak kanıtı  olduğu   kabul ettirilmektedir.  
          İnsanlık için faşizm  savaşlardan çok daha kötüdür. Faşizm' de birkaç  kuşak süresince insan  her gün  ayakta ölmektedir. Savaşlarda ise  bir kuşağın bir  kısmı bir kaç günde  ölmektedir.Uzun süreli ölmek , aniden ölmekten çok daha beter ölümdür. 
         Bir milleti  ; faşizm mi , savaş mı ikilemine sokmak ise  dünya insanlığının utancıdır. Dünya  bu ikilemden vazgeçtiğinde insan  mutlu olacaktır. Şimdi mutlu değiliz . 
          Faşizmin  ayırdedici karakterinden biri  lider kadrosunda ki aşırı özgüven  olduğunu  saptamışlar. Olan biteni öğrendiğinizde  bunu anlıyorsunuz. Bu tehlikeli karakter kendini denetleyememektedir. Hiçbir uyarı ya da  toplumsal vicdana açık değildir. Oağanüstülük  içindedir.  Bu olağanüstülüğü  kabul etmeyen kim olursa olsun  cezalandırılır. Kendisinden başka her şey kötüdür. Zaten bu nedenle tarihsel bir travmadır. Alman toplumunda ki  sıcak olmayan insan ilişkileri  bu travmanın  güven üretmeyen yansımasıdır. 
           Dün gece bir TV kanalında  bir sosyoloji  profesörü olan siyasi bir yetkili , insanın kendisini tanımlamak için  "din'e ve  sosyal bir kimliğe ihtiyacı olduğunu  ve  doğru  siyaset yürüttüklerini " söylüyordu. Başka bir Profesör 'ün ,  "kendini tanımlamaya  insan olması yetmez mi ?"  sorusunu orada ki  herkes ıskaladı , duymazdan geldi. Tuhaf değil mi ? Telefonu , bilgisayarı , otomobili , uçağı , konforlu , konforsuz , varsıl , yoksul  yaşamı , paramızı ve  illah ...aklınıza gelen her şeyi , ne din'i ne de etnik kimliğimize göre elde etmiyor  ya da kullanmıyoruz.  Ne de varsıl , yoksul , konforlu , konforsuz hayatı bu kimliklere göre paylaşmıyoruz.   Hayat  ;  müslüman olanı , olmayanı   için  ayrılmıyor. . Herkes sağlığı için doktora gider ,  bir yerden bir yere gitmek için  uçağa veya başka araca biner. Herkes ağzında dişleri  ile yemek çiğner , herkes  dışkılar , herkes uyur.  Ama bu siyasetçiye göre doğru  olan , kendini  bir " kökenle , bir din ile " tanımlaması gereklidir. 
           İnsanın kamu hizmetinden , özgürlük ve eşitlikten faydalanması  ya da  mutlu olması için kendinin kim olduğunu , hangi mezhep , din ve ırktan olduğunu , " nereden gelip , nereye gittiğini"  yanıtlamaya ve  tanımlamaya ihtiyacı varmıdır ? Bu nasıl bir bilim  ve siyaset anlayışıdır ? Böylesine aşırı olan siyasi özgüvenin  bugün  yaygın insan kitlelerini  , yarın kendilerini mutsuz edeceği  kuşkusuzdur. Dünya insanlığının   bu  duruma  kayıtsız kalıyor görünmesi de  mutsuzluğu  perçinlemektedir.  
         İnsan her yerde insandır.  Yer , içer , sever , yatar , uyur , iş  yapar , Acı duyar , güler , ağlar...Ancak insanlaşmak her ülkede ya da her  öteki , diğer  olan  uygulamaların , hukukun ve bilimin  maddi   çevresinde   başka başkadır .   İnsan ; hangi koşullarda  ortak değer üretir ve hangi ortamlarda en iyi ve en doğru  değer  üretmek ve insanlaşmak   mümkündür  (?) sorusunu   insanın kendisi ; ortak ve güçlü biçimde yanıtlamadıkça mutsuz olmaya devam edecektir. 


leyla erdem yiğit 
31 mayıs  2012 
          
          
           

5.29.2012

KADININ   ÜSTTEN   ALTINA DOĞRU ,
           Kadının üstte başı , altında  üreme  yeri var.. Başı bohçalı olmalı , üretim yeri  güdümlü .
           Birinci , ikinci , üçüncü dönemde   üstünde ki başından altına ancak gelindi . Ustalığın böylesi hiç görülmemişti . Yaşasın KRAL !
           Hile ve desise ile değil , şeker gibi cemaat akilleri ile önce baş bohçalandı , şimdi alt taraf efsunlaştırılıp  canlı üretiminde  korumaya alındı . 
           Allah'ın   izni ile  penis  ; "ben" varım  diyerek  vajinaya karşı diklendiğinde  ve  tohumu  vajinada yumurtayla güreşi  başlattığında  ne yapılırsa , erkek mi / kadın mı olacağını  açıklayan  modern "fetva " dördüncü dönemde verilecektir. Bu  fetva   erkeklere "şevk ve zevk  , kadınlara  "munis huy , güzel  zevce olmanın"  yollarını  gösterecek !  Hastane okul gibi kurumlarda önce  devletimizin  büyüklerince  gündemleştirilecek , sonra "din psikologlarınca"  öğretilecektir.  Hep birlikte  16 , en geç  20 yaşına kadar evlenmeyen kızların nasıl da zararlı olabileceğini  tartışacağız. Dinimizce : dokuz , onaltı   ve ya en geç yirmi  yaşları arasında evlenmenin en iyi olduğuna;  tam dokuz ay , ongün içinde karar  vereceğiz. 
           Dördüncü dönem başladığında  "ileri demokrasi" bilime öncelik  vererek" hayat üretmenin zararlarını   ve  doktorlar mı çok para kazanmalı , kocalar ve hocalar mı çok para kazanmalı gibi  sosyal varlığımızı yüzde yüz geliştirecek SORULARIN YANITLARINI ve   konuları tartışabileceğiz. 
            Ensest  ten , tecavüz den  ,  Irak'ta ki  gibi  savaşta  yüzlerce  iğfal'den fetüs / kadın  " allahın " izniyle cinayet işleyemeyeceğini doktoruna söyleyecek ve  kürtaj denen beladan kurtulacağız. Doktorlar mı , bakanlar mı , müteahhitler mi  ,  aracı ticaret şirketleri mi çok para kazanıyor tartışılarak  karara  bağlanacaktır. 
            Döllenmiş kadın ve  ana rahmine " hayat  koyan  erkek ve erkek  tohumu   kazınmaktan   ve  ELEKTRİK  süpürgesi  gibi vakumlanmaktan ve aşağılanmaktan  kurtulacak , zalimler tutuklanacaktır. Kim  O  doktorlar ki erkeği aşağılayabilir ? 
             Cenin dönemi , fetüsün sağlığı gibi konular  ancak dindarlığından kuşku duyulmayan ve bir o kadar dindar ve kindar olabilen hekimlerce tartışmak  müsüman toplumun birinci  görevi olacaktır. 
            Bilimsel  savları  İLERİ SÜREN DOKTORLARIN ; " ergenekon ve balyoz " davaları ile    ilişkisi araştırılacak , birkaç dalga yöntemi  İLE  meydana çıkarılacaktır.  Böylece   " ileri demokrasi " biraz daha  ilerlemiş olacaktır . 
            Allah'ın izniyle  beş çocuk yapan kadınların   taktire şayan kadınlar olarak ödüllenmesini isterim ben.  Bir adam beş kadın  formülü ile ; yani şöyle:   dinimize  de uygun şekilde  ; bakım / dayak / yatak   üçlemesini eksiksiz yerine getirebilen ve getirebilecek   erkeklerin  kanaat önderliğine başvurularak  " kamuoyu " her koldan zihinsel olarak  hazırlanmalıdır.
            Türk milleti  güçlenmelidir. Eğer  doğu bölgelerde ki kadınlar dokuz on çocuk doğurabiliyorsa    batıda daha çok   çocuk  doğurtulmalıdır.  Böylece toplumun rekabetçi ekonomiye uygun olacak rekabetçi  ruhu yükselecektir. Allahın izni ile " ya bismillah " diyerek  kaderin  vurduğu hayata   yolculuk başlamalıdır. 
             Kadınlar miras hukukunda  eşitlik  gereği miras alabiliyor mu ?
             Kadınlar  neden şiddet  görüyor ?
             Türkiye de kaç iş adamı karşılığında kaç iş kadını vardır ? 
             Kaçta kaçı  yöneticidir ? 
             Kaç  " namuslu , KATİL , MAFYA  " erkeğe karşı ,  kaç  "namussuz"  KATİL , MAFYA kadın vardır ?
             Evliliği  kadın erkek eşitliği ile kavrayan ve yaşayan şehirli kaç aileye karşı , evliliğe  cinsiyet açısından  rol yükleyen ve duygu açısından  illiyet bağı kuran  kadın erkek oranı nedir ? GİBİ SORULAR  ZİNHAR YASAKLANMALIDIR. 
              Allah'ın nuru üzerinize  doğsun ! 
            "Dindar ve ileri demokrasi"  yanlısı ulu köşe yazarlarının   nurtopu fikirleri kafanızda olsun ! Amin !
leyla erdem yiğit
29 Mayıs 2012
             
             

5.24.2012


  • ORTAÇAĞ  SIKINTISI , 
  •              Genç adam  bir süredir sessiz  oturuyordu. Doğruldu kalktı , küçük kızının  uykuda ki  masumiyetini  çok güzel buldu . Hayat canlanınca çizgiler neden sertleşiyor diye düşündü . Sevginin  uzun    yolunda    benzersiz    çiçeklerdir çocuklar  , iyi ki  çocuklarım var  dedi kendine.  Gün başladı ümidim  bir gün daha yaşlandı diye de hayıflanırken  kapısı çalındı , koştu açtı  ! 
  • --------- Günaydın  
  • --------- Günaydın  Hüsna Hanım  
  • Beklettim kusura kalma dedi Hüsna  ve aceleyle sordu . 
  • Eleyna  bugün de  "..anemi istiyorum  der ve gene ağlarsa  ne diyeceğim" 
  • ----------Her zaman olduğu gibi  gerçeği  ve bekleyeceğimizi  söyleyeceksin. Ben de  her gün  yaptığım  gibi  üç kez   telefon     konuşmasını yineleyeceğim  , akşama  erkenden   geleceğim. 
  • ----------  Allah'ın belaları , ne istiyorlar  kadıncağızdan , suç atıyorlar .. ! Bir yıl oldu  tutuklanalı " suçun kanıtı  " bulunmaz mı ? Bir tek  ........ belediyesinde mi  yolsuzluk olmuş , kendi belediyelerinde  bir şey olmuyor mu ? Allahın belaları ....kör olun  e mi  !
  •             Genç adam  körfezin  seher vaktinden parça parça  kalan    kırmızı  sulara  acıdan yorulmuş gözlerle baktı !   
  •             Ayrıldı evden .    Orta Doğu Teknik Üniversitesinde    son yaz   Eylül ayında yeşeren   aşk  evliliğinin anılarını  anımsadı . Sanki  çocuklarının   annesi olan  tutuklu  kadının   " sevgilim  " diyen  sesini duyuyordu.. Yürüdü  gitti ..!  
  •             Çalışma ofisinin kapısına geldiğinde   adalet hangi çağda  kayıptı  , hukuk hangi çağda  öldürülmüştü ... Ve insan hangi çağda  insanlığını  devredebilmişti . İnsan  vicdanı  kitlesel  suçlu  üretmeyi   nasıl ve neden   kabul edebiliyordu ?  sorularına yanıt arıyordu. Yaygın  ve arsız acılarının büyüdüğünü hissetti ! 
  • Sevgili okur ,
  •            Yukarıda ki  kısacık öykü  gerçek    hayattan bir yudumdur . Ne düşüneceğinizi bilemem.  Ancak  ne olduğunun bulgularını  apaçık  anlamanız  mümkündür.  
  •            Batılı toplumlarda  ;   1720 yıllarında başlayan   aklın ışığına  yolculuk ,   1789 yılına  gelindiğinde   maddi güce dönüşmüştü . Batılı  halk uzun  ve gazaplı  mücadele      ile  hükmeden   ortaçağı  bütün  sonuçları  ile   yıktı.   Anlamını  yok etti  ve   bu günkü  aklına erişti .  Batıda ,   Ortaçağ  Engizisyon  mahkemeleri   " kendi ışığımızı  üretmeliyiz "diyen  ve bu gün kimsenin  itiraz edemediği  dünya  gezegeninin bilimsel  gerçeğini  insanlığa kazandıran Galilio Galile'yi  öldürdü. Aynı  batıda ki  ortaçağ ,  Sokrat'ı   ve   "Enel -Hak ... Tanrı benim.."  diyen Hallacı Mansur'u  yok etti. 
  •            Tam da bu sıralarda  bizde ;  bir deha ışığı  insan  çıktı ..!  Mevzilerini ve kudretini  aydınlanma sürecinde  kaybeden  batılı  ticaret ve yönetim sınıfının  saldırısı ile karşılaşan Anadolu halkı ;    bu deha'nın  önderliğinde  işgallere son verdi ve  aydınlanmış  batının  toplumsal ve siyasal yapılanmasını kurdu. 
  •             Bu deha  M. Kemal Atatürk idi.   Batılı toplumların  yaklaşık yüzyıl süren aydınlanma mücadelesi  ile kazandıklarını    M.Kemal Atatürk  bize ; 10 yılda kazandırdı ve  kurumlaştırdı. Orta çağın  insan aklını öteleyen din ve hurafeye dayanan  yönetim ve eğitim  yapılanmasına son verdi.   O zamanlar  dünyanın  sosyal devrimler çağında   olması Atatürk'ün ve insanlığın  belki de  büyük  yardımcısı  oldu.   Ancak;  bugünden  daha kolay   değildi .     Atatürk'ün  aklı  utku kazandı  !   Kazanmasına  kazandı  ama , onun   yokluğundan   sonra gelen  tüm hükümetler aydınlanmanın  bir süreç olduğunu  yadsıdılar.  Kurum ve kuruluşları   bu sürecin ilke ve  hukuk düzenlemeleri içinde   ve  bağımsızlık korunarak  olacağını  öngöremediler. Entellektüel  insanları  ,  her  meslekte tam aydın  çoğunluğu   varetmenin   ,  sanat ta   gelişmenin  ve gerçek sanatçının  yetiştirilmesinin  bir toplumun  erşkinliğe ulaşmak  demek olduğunu    asla  düşünmediler.  Düşünmüş olsalar da  kabul etmediler.      Bu zayıf  halka  etkinleşti ,  büyüdü . Atatürk'ün  Üstten   yaktığı   aydınlanmacı  ışık  ,  beslenen  ve yeşeren  gerici  yığınlar  tarafından söndürülmeye  başlandı. Bu eğilimi keşfeden ve kullanan   dünya çıkar  ticareti    gericiliğin   güçlenmesini  sağladı. Bu gün bu eyilim  yönetimde dir. Kravatlı ORTAÇAĞI   yaşıyoruz. Bunlara  "aydın" diyorlar .  Anlamayalım , yutalım diye . 
  •             Aydınımız  az sayıdadır . Entellektüellerimiz   sayılamayacak    kadar  belirsizdir ve  bilim adamlarımız sessizdir  !  Konuşanlar  olursa ;  onları  kasalarında ki paraları saklar gibi saklıyorlar yada  değersizleştiriyorlar.  
  •             Aşağıda ,   batılı  toplumların aydınlanma  sürecinde   ışıkları yakmış ve yaktırmış  ,  İtalyan  Leonardo  Da Vinci  gibi isimlerin ve benzerlerinin  dışında  olan  düşünür ve bilim adamı , sanatçı ve yazar  olan  bir kısım isimleri okuyorsunuz.    Biz de  ne kadar  var ?  Var mı ? Var olanlar da hürriyetlerinden yoksun .. . Yada  Fazıl Say'a  yapıldığı gibi memleketten  gitmek zorunda bırakılıyor. Veya  abluka edilmiş  medya  ilgilenmiyor.  
  •           Sıkıntı  ortaçağ sıkıntısıdır. Kavga  içeride ; ortaçağ ile    aklın ışığı  arasındadır . Dışarıda  ise ortaçağı kullananlar ile  buna karşı olanlar arasındadır.  Bölücülük ve ölümler bu kavganın oyunlarıdır.    
  •            Dünya da hiçbir halk   ışıkları  görmeden karanlıkta koşmaz , koşmadı !
  • leyla erdem yiğit   24 mayıs 2012 
  •    
  • George Berkeley
  • Claude Adrien Helvétius
  • Jean le Rond d'Alembert
  • David Hume
  • René Descartes
  • Denis Diderot
  • Etienne Bonno de Condillac
  • Francis Bacon
  • Galileo
  • Gotthold Ephraim Lessing
  • Gottfried Leibniz
  • Immanuel Kant
  • Jean-Jacques Rousseau
  • John Locke
  • Julian Offray de Lamettrie
  • Kopernik
  • Laplace
  • Lois Rene de Caradeux de la Chalotais
  • Montesquieu
  • Newton
  • Spinoza
  • Thomas Hobbes
  • Voltaire
  •  

5.23.2012


            Aşağıda  sunulmuş olan CAN YÜCEL'İN  İLKYAZ  İÇİN  yazdığı dizelerin ardından benim notlarımdır.   
            Hayat  ne yalnızca  para pul , ne yalnızca  başarılardır.
            Hayat  çoğunlukla  küçük sevinçler , esenlik içinde  güçlü sevgilerdir.
            Ve hayat kötülüğün  karşısında iyilikten vazgeçmeden   yaşamaktır. 
            Hayat  kendinizle kaldığınızda  kapınızı  çalan  , yanıbaşınıza gelen herkestir.
            Hayat  güveni ürettiğinde hayattır.                           


 leyla erdem yiğit / 23 mayıs 2012 - 

CAN  YÜCEL 'DEN İLKYAZ İÇİN ,
        
            Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
            Yarım saat erkene kurulsun saatin.
            Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
            Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
            Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
            Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
            Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
            Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
            Bak güzelim kahvaltının keyfine.
            Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
            Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
            Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
            Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
            Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
            Ohhh şöyle bir hafifle
            Bir güzel kahve ısmarla kendine,
            seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
            Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
            Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
            Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
            Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa
            çocuk görürsen yanağından makas al.
            Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
            sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
            hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
            Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
            Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
            Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
            Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
            yüzünde güller açtıracak.

            Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
            Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
            Saklama tabakları, bardakları misafire
            Sizden ala misafir mi var bu dünyada
            Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
            vazife yapar gibi hiç değil,
            Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
            eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
            Gece evinde, dostların olsun
            Sohbetin yemeğin, kahkahan  olsun..

            Arkadaşım,
            hayat bu daha ne olsun?
            Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
            Can Yücel

5.17.2012

ANLADIM Kİ ,  KÜÇÜK ADAMLARIN BÜYÜK  GÖRÜNMESİ TARİHİN AĞIR HASTALIĞIDIR. 
leyla erdem yiğit . 

5.04.2012

SUSMAK ,


Susmak  ölmek değil sevgilim ,
Susarak büyümek zamanıdır 
Mayıs zamanı !
Susarak ölmemektir.. ! 
Susmanın dili vardır ,
O dilde birleşmektir mayıs zamanı ..
Ve sonra bir gün ,
Geceyi gündüze . tomurcuğu çiçeğe ,
Kötülüğü erdeme ,
Güneşi yeryüzüne indirmek için kuşanmaktır .
Dili vardır susmanın ,
Tohumu salmak için toprağa ,
Susan aklın
okkalı tokadını çarpmak için ,
Susmanın dilini anlatmak ,
Ve kolundan tutup ,
Dönmemesine fırlatmak ...
Susmak , sonra da "hesabı almak "
Hırlayan köpeği ,
Kabaran öfkenin sessizliğinde
Suların başından kovmak
Kuyruğunun acısını eline tutuşturmak için ,
Gerektir mayıslarda susmak !
Dilleri , " bizim illerin" diline benzemiyenleri ,
Ellerinde toprak kokusu
Başlarında insanlık başı olmayanları
Vurguna uğratmak için susmak !!!
İnsanı insana anlatmak için susmak .
Başka türlü susmak ölmektir Sevgilim ,
Susarak büyümek için susmak
Gerek bize sevgilim.



lleyla erdem yiğit 
4 / mayıs /2012