Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı: “İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler…Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler... Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler... Olası ki üstleri tarafından da ‘ihtiras, girişkenlik, kabul görmek eksikliği’ ile suçlanırlar..! Derleyen :leyla erdem yiğit Haziran 2012 |
Güneşi yeyüzüne indirenler gerçek sanatçılar bilim ve insan zekasıdır . Ahlak ve erdem bunların ürünüdür. Değerli Fazıl Say'a yapılanları ve gitmek zorunda bırakılmasını , yalnızlığını ayıplıyorum. Uygarlığın ve insanlığın geleceğinde siz olmayacaksınız !!Fazıl Say olacaktır ! Kötüleri iyiler yapan bir dünya insanlığın , sanatın ve bilimin eseridir. leyla erdem yiğit 2012 / nisan 22
6.07.2012
6.02.2012
KADIN DÜNYANIN ZENCİSİ Mİ ?
ORTA DOĞU'DA DAHA ÇOK ZENCİ Mİ ?
Kadının Bedenine ilişkin her tür kararda başkaları söz sahibidir.
Din 'lerin kadınların saçını başını örtmeyi emrettiğini söylüyorlar. Cinsiyet ayrımcılığı yoluyla " insan haklarını" kökten tanımıyorlar.
Ülkemiz de yüksek öğrenim gören kadın oranı % 2 dir.
Her yıl şiddet gören kadın sayısı hızla yükselmektedir.
Tecavüze uğrayan kadın sayısı olağanüstü fazladır.
Kürtaj isteyen kadın için kürtaj yasaklanmaktadır.
Tecavüze uğrayan kadın gebe kalırsa kürtaj yaptıramayacak.
Kadınlar zenci mi ? İkinci sınıf olmaktan usandılar !
Sağlık Bakanımız " tecavüzden " olmuş çocuğun kirli görülemeyeceğini" , kadının doğurması gerektiğini söylemiş , dolaylı yoldan tecavüz eden adamı aklamıştır. Tecavüzcüler "mukaddes bir iş" yaptıkları iletisi alarak kendileri ile övünebileceklerdir. Sayın bakan toplumun neye karşı geldiğini karıştırmaktadır. Sanki tecavüzden doğan çocuklar var , belli ve biz onları aşağılıyoruz gibi .
Ankara belediye başkanı , kürtaj isteyen kadın karnında ki çocuktan ne istiyor , öldürecekse "kendini öldürsün " diyerek kimsenin yapamayacağı zeka ışıltısı bir öneri getirmiştir. Kendini öldüren kadının cenini nasıl yaşayacak belli değildir ? Herhalde doğurduktan sonra " kendini öldürebilir " demek istemektedir. Bu öneri daha büyük zeka pırıltısıdır. Annesiz çocuk ne de iyi büyür değil mi ?
Başka bir "aydın" erkek ; "doğacak çocuk rızıkını da getirir" diyerek yoksulluğa ve fakirliğe çare getirmiştir.
Köle kadar sadık olmayan , eşitlik talep eden kadın " başkaldıran asi" kabul edilmektedir.
Gerçekliği önceleyen kadına "erkek" gibi yaftası vurularak cinsiyeti sapkınlaştırılarak aşağılanmaktadır.
Cinsiyetlere "Rol" biçilerek , hizmet eksenli rolde daha çok görevlendirilmektedir.
Erkek aldatır ve kuma ya da metres getirirse öldürülemez , " hiçte namussuz olmaz", kadın maazallah birine suiniyetsiz , hoşlanmış gibi bakmış olsa bile cezalandırılır. Cinsellik alanında görülebilecek herhangi bir insani kusurunda veya hatasında, yada sadakatsizliği halinde , dedikodu (söylenti) yolu ile de sadakatsiz anılan kadın rejm edilebilir , dövülür , öldürülebilir, bıçaklanır , işkence görebilir.
Özellikle müslüman ve laik olmayan ülkelerde kadın miras alamamaktadır. Bizde çağdaş hukuk gereği , kadının eşit miras hakkı olduğu halde mirasını eşitlik temelinde alan binde 0,5 tir.
Biliyor muydunuz , hayvanlarda çeşit çeşittir cinsellik. Doğanın gereği salt üremek olan " çiftleşmeye" hedeflidir. Örneğin , bir erkek aslanın karşısında en az ikiden fazla , üç/dört/beş dişi aslan sırasını bekler. Eğer , başka bir erkek aslan işe karışır ya da yaklaşır gibi olursa dölleyecek olan erkek aslan tarafından fena halde bertaraf edilir.
Tek aslan tarafından döllenen dişi aslanlar iş bitince apayrı yollardan birbirinden uzaklaşır. Erkek kıvrıla , kıvrıla , kükreyerek ayrılır.
Dünyanın dört buçuk milyar yıllık varoluşu süresinde " analık hukuku" nun yazılışından beri kadın başka , başka tanımlanmıştır. Başka başka yönlere evrilmiştir. Kadın; çok kocalı ana kraliçe iken ticaretin ve paranın keşfedilmesinden sonra durum erkeklerin çok eşliliği doğrultusunda değişmiştir. 20 bin yıl kadar önce yer dinlerinin gelmesi ve ticaret hayatının derinleşmesi ile kadın bu günkü tanımlamalara ve sosyal algısına ulaşmıştır. Günümüzde uygarlığa evrimin en belirgin işareti ; cinsiyetler arası eşitlik derecesinde , diğer deyişle kadın erkek ilişkisinde aranmakta , bu ilişkiden uygarlık endazesi saptanmaktadır. Batılı değerlerin de en başat ölçümlenmesi bu alandır.
Hayvanların uygarlaşmak ve evrimleşmek , şu ya da bu biçimde evrilmek gibi bir dertleri yoktur. Hiç olmamıştır. 4,5 milyar sene aynı biçimde ve aynı nitelikte yaşamaktadırlar. Ne para basarlar ne banka işletirler. Ne kitap yazarlar ne de kitap basarlar. Ne tekerlekten uçağa araç yaparlar , ne de yatak odası mobilyası alırlar. Ne üniversite açarlar , ne de üniversite okurlar. Ne din için savaşırlar , ne din'leri vardır. Ne savaşsız bir orman isterler , ne de gerektiğinde savaşa karşı olurlar. Ne ordular kurarlar , ne de gerektiğinde ordu gibi hucum etmekten çekinirler. Ne moda tasarımı yaparlar , ne de moda düşünürler. Ne hapishaneler açarlar , ne de yargılarlar. Ne hukuk üretirler .. ne de yargıç yetiştirirler. Ne de çağdaş hukukun üstünlüğüne dayanan toplum örgüsü isterler.. İki yol vardır . Ya yaşamak , ya ölmek ! İki yoldan ölmek aynı zamanda cezadır. , Yaşamak ise yemek , dışkılama , üremek ve uyumaktır. Bir milyar yıl sonra ne olur , bilemiyorum. Yer kabuğunda büyük değişimlerden, jeolojik başkalaşımlardan sonra bile , büyük çoğunluğu bugün ne ise bir milyar sene sonra da o olacak herhalde !
Ya insan aynı mı olacak ?
Bu gün hayvan gibi değilsek bir milyar yıl sonra da hayvan gibi olmayacağız , bu günden de çok başka olacak insan...Ancak, bu gün gibi bir milyar yıl sonra da bugünde kalanlar olacak elbet. Bu gün de dünde kalmış, bilinçaltı kodlamaların dışına çıkamamış, aşkın olamamış , "id" inin, diğer anlatımla doğasının üstüne çıkamamış, süperegosu yüksek olmayan ve insan varlığına değerler yükleyememiş erkekli dünya kadını zencileştiriyor. Hayatı paylaşırken de ruhu ve beyni ile dikleşen ve sertleşen, insanlaşamayan erkekler, ya da erk olmuş topluluklar dünyayı yönetmemelidir. Erkeğin, kadınla üremek veya "ben doyumu" gereği kurduğu, diğer deyişle hayvani temelli "ben, id" iktidarlığı orada kalmalıdır. Hayatı paylaşırken insanlaşmalıdır. İnsanlaşmaya ihtiyaç duyacak kadar değer yüklenmiş olmalıdır. Kadın kendi bedeni üzerinden yürütülen esareti kırmalıdır. Aynen zencilerin eşitlik mücadelesi gibi.
Döllenen dişi aslan gibi döllenen kadının mutlaka doğurması mı gerekiyor ?
leyla erdem yiğit
3 haziran 2012
ORTA DOĞU'DA DAHA ÇOK ZENCİ Mİ ?
Kadının Bedenine ilişkin her tür kararda başkaları söz sahibidir.
Din 'lerin kadınların saçını başını örtmeyi emrettiğini söylüyorlar. Cinsiyet ayrımcılığı yoluyla " insan haklarını" kökten tanımıyorlar.
Ülkemiz de yüksek öğrenim gören kadın oranı % 2 dir.
Her yıl şiddet gören kadın sayısı hızla yükselmektedir.
Tecavüze uğrayan kadın sayısı olağanüstü fazladır.
Kürtaj isteyen kadın için kürtaj yasaklanmaktadır.
Tecavüze uğrayan kadın gebe kalırsa kürtaj yaptıramayacak.
Kadınlar zenci mi ? İkinci sınıf olmaktan usandılar !
Sağlık Bakanımız " tecavüzden " olmuş çocuğun kirli görülemeyeceğini" , kadının doğurması gerektiğini söylemiş , dolaylı yoldan tecavüz eden adamı aklamıştır. Tecavüzcüler "mukaddes bir iş" yaptıkları iletisi alarak kendileri ile övünebileceklerdir. Sayın bakan toplumun neye karşı geldiğini karıştırmaktadır. Sanki tecavüzden doğan çocuklar var , belli ve biz onları aşağılıyoruz gibi .
Ankara belediye başkanı , kürtaj isteyen kadın karnında ki çocuktan ne istiyor , öldürecekse "kendini öldürsün " diyerek kimsenin yapamayacağı zeka ışıltısı bir öneri getirmiştir. Kendini öldüren kadının cenini nasıl yaşayacak belli değildir ? Herhalde doğurduktan sonra " kendini öldürebilir " demek istemektedir. Bu öneri daha büyük zeka pırıltısıdır. Annesiz çocuk ne de iyi büyür değil mi ?
Başka bir "aydın" erkek ; "doğacak çocuk rızıkını da getirir" diyerek yoksulluğa ve fakirliğe çare getirmiştir.
Köle kadar sadık olmayan , eşitlik talep eden kadın " başkaldıran asi" kabul edilmektedir.
Gerçekliği önceleyen kadına "erkek" gibi yaftası vurularak cinsiyeti sapkınlaştırılarak aşağılanmaktadır.
Cinsiyetlere "Rol" biçilerek , hizmet eksenli rolde daha çok görevlendirilmektedir.
Erkek aldatır ve kuma ya da metres getirirse öldürülemez , " hiçte namussuz olmaz", kadın maazallah birine suiniyetsiz , hoşlanmış gibi bakmış olsa bile cezalandırılır. Cinsellik alanında görülebilecek herhangi bir insani kusurunda veya hatasında, yada sadakatsizliği halinde , dedikodu (söylenti) yolu ile de sadakatsiz anılan kadın rejm edilebilir , dövülür , öldürülebilir, bıçaklanır , işkence görebilir.
Özellikle müslüman ve laik olmayan ülkelerde kadın miras alamamaktadır. Bizde çağdaş hukuk gereği , kadının eşit miras hakkı olduğu halde mirasını eşitlik temelinde alan binde 0,5 tir.
Biliyor muydunuz , hayvanlarda çeşit çeşittir cinsellik. Doğanın gereği salt üremek olan " çiftleşmeye" hedeflidir. Örneğin , bir erkek aslanın karşısında en az ikiden fazla , üç/dört/beş dişi aslan sırasını bekler. Eğer , başka bir erkek aslan işe karışır ya da yaklaşır gibi olursa dölleyecek olan erkek aslan tarafından fena halde bertaraf edilir.
Tek aslan tarafından döllenen dişi aslanlar iş bitince apayrı yollardan birbirinden uzaklaşır. Erkek kıvrıla , kıvrıla , kükreyerek ayrılır.
Dünyanın dört buçuk milyar yıllık varoluşu süresinde " analık hukuku" nun yazılışından beri kadın başka , başka tanımlanmıştır. Başka başka yönlere evrilmiştir. Kadın; çok kocalı ana kraliçe iken ticaretin ve paranın keşfedilmesinden sonra durum erkeklerin çok eşliliği doğrultusunda değişmiştir. 20 bin yıl kadar önce yer dinlerinin gelmesi ve ticaret hayatının derinleşmesi ile kadın bu günkü tanımlamalara ve sosyal algısına ulaşmıştır. Günümüzde uygarlığa evrimin en belirgin işareti ; cinsiyetler arası eşitlik derecesinde , diğer deyişle kadın erkek ilişkisinde aranmakta , bu ilişkiden uygarlık endazesi saptanmaktadır. Batılı değerlerin de en başat ölçümlenmesi bu alandır.
Hayvanların uygarlaşmak ve evrimleşmek , şu ya da bu biçimde evrilmek gibi bir dertleri yoktur. Hiç olmamıştır. 4,5 milyar sene aynı biçimde ve aynı nitelikte yaşamaktadırlar. Ne para basarlar ne banka işletirler. Ne kitap yazarlar ne de kitap basarlar. Ne tekerlekten uçağa araç yaparlar , ne de yatak odası mobilyası alırlar. Ne üniversite açarlar , ne de üniversite okurlar. Ne din için savaşırlar , ne din'leri vardır. Ne savaşsız bir orman isterler , ne de gerektiğinde savaşa karşı olurlar. Ne ordular kurarlar , ne de gerektiğinde ordu gibi hucum etmekten çekinirler. Ne moda tasarımı yaparlar , ne de moda düşünürler. Ne hapishaneler açarlar , ne de yargılarlar. Ne hukuk üretirler .. ne de yargıç yetiştirirler. Ne de çağdaş hukukun üstünlüğüne dayanan toplum örgüsü isterler.. İki yol vardır . Ya yaşamak , ya ölmek ! İki yoldan ölmek aynı zamanda cezadır. , Yaşamak ise yemek , dışkılama , üremek ve uyumaktır. Bir milyar yıl sonra ne olur , bilemiyorum. Yer kabuğunda büyük değişimlerden, jeolojik başkalaşımlardan sonra bile , büyük çoğunluğu bugün ne ise bir milyar sene sonra da o olacak herhalde !
Ya insan aynı mı olacak ?
Bu gün hayvan gibi değilsek bir milyar yıl sonra da hayvan gibi olmayacağız , bu günden de çok başka olacak insan...Ancak, bu gün gibi bir milyar yıl sonra da bugünde kalanlar olacak elbet. Bu gün de dünde kalmış, bilinçaltı kodlamaların dışına çıkamamış, aşkın olamamış , "id" inin, diğer anlatımla doğasının üstüne çıkamamış, süperegosu yüksek olmayan ve insan varlığına değerler yükleyememiş erkekli dünya kadını zencileştiriyor. Hayatı paylaşırken de ruhu ve beyni ile dikleşen ve sertleşen, insanlaşamayan erkekler, ya da erk olmuş topluluklar dünyayı yönetmemelidir. Erkeğin, kadınla üremek veya "ben doyumu" gereği kurduğu, diğer deyişle hayvani temelli "ben, id" iktidarlığı orada kalmalıdır. Hayatı paylaşırken insanlaşmalıdır. İnsanlaşmaya ihtiyaç duyacak kadar değer yüklenmiş olmalıdır. Kadın kendi bedeni üzerinden yürütülen esareti kırmalıdır. Aynen zencilerin eşitlik mücadelesi gibi.
Döllenen dişi aslan gibi döllenen kadının mutlaka doğurması mı gerekiyor ?
leyla erdem yiğit
3 haziran 2012
5.31.2012
DÜNYA İNSANLIĞI MUTLU MU ?
Dünya nüfusunun yaş ortalaması 29 . Bu yaş batıda yeni kuşak olarak adlandırılıyor.
Nüfusunun yaş ortalaması genç olan ülkeler arasında biz ön sıralardayız. Bu durumla övünüyoruz. Bu tavrı anlamakta güçlük çekiyorum. Bu nedenle niçin sorusuna yanıt aradım. Bilim çevrelerinde güvenilir kaynaklar yok denecek kadar az. Bu soruya yanıt olabilecek güçlü verileri henüz bulamadım.
Yetkin ve demokratik ülkelerde ki kamu güçlerinin birincil görevi insanın mutluluğuna yol açacak durumları yüceltmek gerektiği olduğunu kabul etmek zorundayız. O kez genç olmak mutluluğun önemli bir yolu mu ? Bunun için mi biz de Sayın başbakan "kürtaj yasağını" istiyor ve sezeryana karşı duruşun gereğini gündeme getiriyor? "Her şeyden sorumlu" olduğunu bildiren başbakanın "Üç çocuk , beş çocuk yapmak istemlerinin" temel nedeni nedir ? Bu halimizle bugün yetmiş beş milyon değil de, üç yüz milyon kişi olsaydık , bunun da iki yüz milyonu 30 yaş ve üstü olsaydı ne değişecekti ? Yarın ne değişir ? Yaşlı bir dünya mutsuzluğumuzun nedenlerinden biri mi ? Hayatımıza mutluluk yükleyen nicelik mi , nitelik midir ? Hangisi bunların ? Yoksa ikisi de mi ? İkisi yanıtını verirsek nicelik kolay da niteliği nasıl sağlayacağız ?
Her doğum sonrası , ilk üç ayda tekrar gebe kalınamayacağına göre , bir yıl için de ise bir kadının çok az olasılıkla gebe kalabileceğine göre , ancak ikinci yıl tekrar gebe kalacağını kabul etmek zorundayız. Dokuz ay on günü de eklersek her çocuk arası en iyimser tahminle iki sene demek oluyor. Yirmi yaşında çocuk sahibi olan bir kadının otuz yaşına kadar üç , hatta beş çocuk yapması mümkün . Ama bir kadının ve babanın ; mesleğini de icra ederek , ya da köylük yerde tarım da , hayvancılıkta çalışarak ikişer yaş farkı olan bu yavrularını nitelikli büyütmesi mümkün mü ? Doğu bölgelerimiz de en az çocuklu ailelerin on çocuklu olduğunu ileri sürüyorlar . Bu doğrudur. Ama , ağalığın ve feodal bağların tutumu ve algısıdır bu . Bu gün bu algının sonuçlarını inceleyenler var mı , bilemiyorum. Aklı başında bir ülke bu tutum ve algının devam etmesinde ki ısrarı ve sonuçlarını incelemelidir. Nitelikli büyütülmüş , en çok iki çocuk sahibi ve tek eşli güneydoğulu ailelerin yüzde yetmiş olduğunu hayal edin . Böyle bir güneydoğu bölgesinde herhalde PKK terör yapılanması ve Hizbullah gibi örgütlenmeler ; ölüme gidecek otuz bin genç erkek ve genç kız bulamazdı ? Kaldı ki çok sayıda çocuk sahibi annenin doğal annelik duygusunun bozulmayacağı söylenemez.
Son ikiyüz yılda fen bilimlerinde ki muazzam buluşlara karşılık sosyal bilimler de bu hıza koşut gelişme görülmüyor. Sosyal bilimlerin kurallaşan alanlardan çok teori sayılan alanlara sıkışması insan mutsuzluğunun ve mutluluğunun nedenlerini yeterli olacak düzeyde açıklayamamasına neden oluyor . Ticarileşen ve mekanikleşen dünya da felsefenin , sanatın tamamen unutulması ve unutturulması yanında tüketen insanı hedeflenmesi yüzünden , sosyal bilimler insanın mutluluğuna ilişkin soruları yanıtlamakta yetersiz kalıyor. Konuya dünya ölçeğinde bakıp dünyayı yeniden tanımlayamıyor. Dünya ölçeğinde yöneten ve yönetilen , başka deyişle bağımsızlıkçı , bağımlı ve bağımsız insan kitlelerinde ki hayat ve algı farkını bilimsel olarak ele alan ve dünyayı sarsan bir gelişme görülmüyor. Diğer bilim disiplinleri ile bağıntılı gelişmiş Sosyal bilimler olmaması dünyanın yeniden tanımlanmasını ve mevcut tanımlamaların test edilmesini geciktirdiği gibi eklemleme de yapılamıyor. Bu gerçeğin açtığı büyük çaplı derin kuyu en fazla çıkar güçlerinin ve din temelli siyaset yürütenlerin işine yarıyor. İnsanların ise mutsuzluğuna yol açıyor.
Faşizm ; bu büyük çaplı derin kuyunun etkinleşmesinin biricik sonucudur. Latin Amerika' da ve Avrupa kıtasında Pinoşe'nin , Hitler'in , Musolli'nin , Franko'nun , Salazar'ın dönemlerinin yaşanması bilimin ötelenmesi , sıkışması ya da sıkışık tutulmasıdır. Sayılan bu isimler milli faşist yönetimlerdi . Şimdi ; uluslararası güdümlü , emireri olan ve zamanı geldiğinde alaşağı edilen , edilecek olan güleryüzlü , ağlayarak ve konuşarak insan görünen faşist yönetimler işbaşındadır. Gelişme sancısı içinde sayılan bizim gibi ülkelerde Seçmen olmak ve seçim yapmak değersizleştirilmiştir. Çoğunluğun oyunu almayı becerebilen liderin haklı olduğu , doğru olduğu ve iyiliğin mutlak kanıtı olduğu kabul ettirilmektedir.
İnsanlık için faşizm savaşlardan çok daha kötüdür. Faşizm' de birkaç kuşak süresince insan her gün ayakta ölmektedir. Savaşlarda ise bir kuşağın bir kısmı bir kaç günde ölmektedir.Uzun süreli ölmek , aniden ölmekten çok daha beter ölümdür.
Bir milleti ; faşizm mi , savaş mı ikilemine sokmak ise dünya insanlığının utancıdır. Dünya bu ikilemden vazgeçtiğinde insan mutlu olacaktır. Şimdi mutlu değiliz .
Faşizmin ayırdedici karakterinden biri lider kadrosunda ki aşırı özgüven olduğunu saptamışlar. Olan biteni öğrendiğinizde bunu anlıyorsunuz. Bu tehlikeli karakter kendini denetleyememektedir. Hiçbir uyarı ya da toplumsal vicdana açık değildir. Oağanüstülük içindedir. Bu olağanüstülüğü kabul etmeyen kim olursa olsun cezalandırılır. Kendisinden başka her şey kötüdür. Zaten bu nedenle tarihsel bir travmadır. Alman toplumunda ki sıcak olmayan insan ilişkileri bu travmanın güven üretmeyen yansımasıdır.
Dün gece bir TV kanalında bir sosyoloji profesörü olan siyasi bir yetkili , insanın kendisini tanımlamak için "din'e ve sosyal bir kimliğe ihtiyacı olduğunu ve doğru siyaset yürüttüklerini " söylüyordu. Başka bir Profesör 'ün , "kendini tanımlamaya insan olması yetmez mi ?" sorusunu orada ki herkes ıskaladı , duymazdan geldi. Tuhaf değil mi ? Telefonu , bilgisayarı , otomobili , uçağı , konforlu , konforsuz , varsıl , yoksul yaşamı , paramızı ve illah ...aklınıza gelen her şeyi , ne din'i ne de etnik kimliğimize göre elde etmiyor ya da kullanmıyoruz. Ne de varsıl , yoksul , konforlu , konforsuz hayatı bu kimliklere göre paylaşmıyoruz. Hayat ; müslüman olanı , olmayanı için ayrılmıyor. . Herkes sağlığı için doktora gider , bir yerden bir yere gitmek için uçağa veya başka araca biner. Herkes ağzında dişleri ile yemek çiğner , herkes dışkılar , herkes uyur. Ama bu siyasetçiye göre doğru olan , kendini bir " kökenle , bir din ile " tanımlaması gereklidir.
İnsanın kamu hizmetinden , özgürlük ve eşitlikten faydalanması ya da mutlu olması için kendinin kim olduğunu , hangi mezhep , din ve ırktan olduğunu , " nereden gelip , nereye gittiğini" yanıtlamaya ve tanımlamaya ihtiyacı varmıdır ? Bu nasıl bir bilim ve siyaset anlayışıdır ? Böylesine aşırı olan siyasi özgüvenin bugün yaygın insan kitlelerini , yarın kendilerini mutsuz edeceği kuşkusuzdur. Dünya insanlığının bu duruma kayıtsız kalıyor görünmesi de mutsuzluğu perçinlemektedir.
İnsan her yerde insandır. Yer , içer , sever , yatar , uyur , iş yapar , Acı duyar , güler , ağlar...Ancak insanlaşmak her ülkede ya da her öteki , diğer olan uygulamaların , hukukun ve bilimin maddi çevresinde başka başkadır . İnsan ; hangi koşullarda ortak değer üretir ve hangi ortamlarda en iyi ve en doğru değer üretmek ve insanlaşmak mümkündür (?) sorusunu insanın kendisi ; ortak ve güçlü biçimde yanıtlamadıkça mutsuz olmaya devam edecektir.
leyla erdem yiğit
31 mayıs 2012
Dünya nüfusunun yaş ortalaması 29 . Bu yaş batıda yeni kuşak olarak adlandırılıyor.
Nüfusunun yaş ortalaması genç olan ülkeler arasında biz ön sıralardayız. Bu durumla övünüyoruz. Bu tavrı anlamakta güçlük çekiyorum. Bu nedenle niçin sorusuna yanıt aradım. Bilim çevrelerinde güvenilir kaynaklar yok denecek kadar az. Bu soruya yanıt olabilecek güçlü verileri henüz bulamadım.
Yetkin ve demokratik ülkelerde ki kamu güçlerinin birincil görevi insanın mutluluğuna yol açacak durumları yüceltmek gerektiği olduğunu kabul etmek zorundayız. O kez genç olmak mutluluğun önemli bir yolu mu ? Bunun için mi biz de Sayın başbakan "kürtaj yasağını" istiyor ve sezeryana karşı duruşun gereğini gündeme getiriyor? "Her şeyden sorumlu" olduğunu bildiren başbakanın "Üç çocuk , beş çocuk yapmak istemlerinin" temel nedeni nedir ? Bu halimizle bugün yetmiş beş milyon değil de, üç yüz milyon kişi olsaydık , bunun da iki yüz milyonu 30 yaş ve üstü olsaydı ne değişecekti ? Yarın ne değişir ? Yaşlı bir dünya mutsuzluğumuzun nedenlerinden biri mi ? Hayatımıza mutluluk yükleyen nicelik mi , nitelik midir ? Hangisi bunların ? Yoksa ikisi de mi ? İkisi yanıtını verirsek nicelik kolay da niteliği nasıl sağlayacağız ?
Her doğum sonrası , ilk üç ayda tekrar gebe kalınamayacağına göre , bir yıl için de ise bir kadının çok az olasılıkla gebe kalabileceğine göre , ancak ikinci yıl tekrar gebe kalacağını kabul etmek zorundayız. Dokuz ay on günü de eklersek her çocuk arası en iyimser tahminle iki sene demek oluyor. Yirmi yaşında çocuk sahibi olan bir kadının otuz yaşına kadar üç , hatta beş çocuk yapması mümkün . Ama bir kadının ve babanın ; mesleğini de icra ederek , ya da köylük yerde tarım da , hayvancılıkta çalışarak ikişer yaş farkı olan bu yavrularını nitelikli büyütmesi mümkün mü ? Doğu bölgelerimiz de en az çocuklu ailelerin on çocuklu olduğunu ileri sürüyorlar . Bu doğrudur. Ama , ağalığın ve feodal bağların tutumu ve algısıdır bu . Bu gün bu algının sonuçlarını inceleyenler var mı , bilemiyorum. Aklı başında bir ülke bu tutum ve algının devam etmesinde ki ısrarı ve sonuçlarını incelemelidir. Nitelikli büyütülmüş , en çok iki çocuk sahibi ve tek eşli güneydoğulu ailelerin yüzde yetmiş olduğunu hayal edin . Böyle bir güneydoğu bölgesinde herhalde PKK terör yapılanması ve Hizbullah gibi örgütlenmeler ; ölüme gidecek otuz bin genç erkek ve genç kız bulamazdı ? Kaldı ki çok sayıda çocuk sahibi annenin doğal annelik duygusunun bozulmayacağı söylenemez.
Son ikiyüz yılda fen bilimlerinde ki muazzam buluşlara karşılık sosyal bilimler de bu hıza koşut gelişme görülmüyor. Sosyal bilimlerin kurallaşan alanlardan çok teori sayılan alanlara sıkışması insan mutsuzluğunun ve mutluluğunun nedenlerini yeterli olacak düzeyde açıklayamamasına neden oluyor . Ticarileşen ve mekanikleşen dünya da felsefenin , sanatın tamamen unutulması ve unutturulması yanında tüketen insanı hedeflenmesi yüzünden , sosyal bilimler insanın mutluluğuna ilişkin soruları yanıtlamakta yetersiz kalıyor. Konuya dünya ölçeğinde bakıp dünyayı yeniden tanımlayamıyor. Dünya ölçeğinde yöneten ve yönetilen , başka deyişle bağımsızlıkçı , bağımlı ve bağımsız insan kitlelerinde ki hayat ve algı farkını bilimsel olarak ele alan ve dünyayı sarsan bir gelişme görülmüyor. Diğer bilim disiplinleri ile bağıntılı gelişmiş Sosyal bilimler olmaması dünyanın yeniden tanımlanmasını ve mevcut tanımlamaların test edilmesini geciktirdiği gibi eklemleme de yapılamıyor. Bu gerçeğin açtığı büyük çaplı derin kuyu en fazla çıkar güçlerinin ve din temelli siyaset yürütenlerin işine yarıyor. İnsanların ise mutsuzluğuna yol açıyor.
Faşizm ; bu büyük çaplı derin kuyunun etkinleşmesinin biricik sonucudur. Latin Amerika' da ve Avrupa kıtasında Pinoşe'nin , Hitler'in , Musolli'nin , Franko'nun , Salazar'ın dönemlerinin yaşanması bilimin ötelenmesi , sıkışması ya da sıkışık tutulmasıdır. Sayılan bu isimler milli faşist yönetimlerdi . Şimdi ; uluslararası güdümlü , emireri olan ve zamanı geldiğinde alaşağı edilen , edilecek olan güleryüzlü , ağlayarak ve konuşarak insan görünen faşist yönetimler işbaşındadır. Gelişme sancısı içinde sayılan bizim gibi ülkelerde Seçmen olmak ve seçim yapmak değersizleştirilmiştir. Çoğunluğun oyunu almayı becerebilen liderin haklı olduğu , doğru olduğu ve iyiliğin mutlak kanıtı olduğu kabul ettirilmektedir.
İnsanlık için faşizm savaşlardan çok daha kötüdür. Faşizm' de birkaç kuşak süresince insan her gün ayakta ölmektedir. Savaşlarda ise bir kuşağın bir kısmı bir kaç günde ölmektedir.Uzun süreli ölmek , aniden ölmekten çok daha beter ölümdür.
Bir milleti ; faşizm mi , savaş mı ikilemine sokmak ise dünya insanlığının utancıdır. Dünya bu ikilemden vazgeçtiğinde insan mutlu olacaktır. Şimdi mutlu değiliz .
Faşizmin ayırdedici karakterinden biri lider kadrosunda ki aşırı özgüven olduğunu saptamışlar. Olan biteni öğrendiğinizde bunu anlıyorsunuz. Bu tehlikeli karakter kendini denetleyememektedir. Hiçbir uyarı ya da toplumsal vicdana açık değildir. Oağanüstülük içindedir. Bu olağanüstülüğü kabul etmeyen kim olursa olsun cezalandırılır. Kendisinden başka her şey kötüdür. Zaten bu nedenle tarihsel bir travmadır. Alman toplumunda ki sıcak olmayan insan ilişkileri bu travmanın güven üretmeyen yansımasıdır.
Dün gece bir TV kanalında bir sosyoloji profesörü olan siyasi bir yetkili , insanın kendisini tanımlamak için "din'e ve sosyal bir kimliğe ihtiyacı olduğunu ve doğru siyaset yürüttüklerini " söylüyordu. Başka bir Profesör 'ün , "kendini tanımlamaya insan olması yetmez mi ?" sorusunu orada ki herkes ıskaladı , duymazdan geldi. Tuhaf değil mi ? Telefonu , bilgisayarı , otomobili , uçağı , konforlu , konforsuz , varsıl , yoksul yaşamı , paramızı ve illah ...aklınıza gelen her şeyi , ne din'i ne de etnik kimliğimize göre elde etmiyor ya da kullanmıyoruz. Ne de varsıl , yoksul , konforlu , konforsuz hayatı bu kimliklere göre paylaşmıyoruz. Hayat ; müslüman olanı , olmayanı için ayrılmıyor. . Herkes sağlığı için doktora gider , bir yerden bir yere gitmek için uçağa veya başka araca biner. Herkes ağzında dişleri ile yemek çiğner , herkes dışkılar , herkes uyur. Ama bu siyasetçiye göre doğru olan , kendini bir " kökenle , bir din ile " tanımlaması gereklidir.
İnsanın kamu hizmetinden , özgürlük ve eşitlikten faydalanması ya da mutlu olması için kendinin kim olduğunu , hangi mezhep , din ve ırktan olduğunu , " nereden gelip , nereye gittiğini" yanıtlamaya ve tanımlamaya ihtiyacı varmıdır ? Bu nasıl bir bilim ve siyaset anlayışıdır ? Böylesine aşırı olan siyasi özgüvenin bugün yaygın insan kitlelerini , yarın kendilerini mutsuz edeceği kuşkusuzdur. Dünya insanlığının bu duruma kayıtsız kalıyor görünmesi de mutsuzluğu perçinlemektedir.
İnsan her yerde insandır. Yer , içer , sever , yatar , uyur , iş yapar , Acı duyar , güler , ağlar...Ancak insanlaşmak her ülkede ya da her öteki , diğer olan uygulamaların , hukukun ve bilimin maddi çevresinde başka başkadır . İnsan ; hangi koşullarda ortak değer üretir ve hangi ortamlarda en iyi ve en doğru değer üretmek ve insanlaşmak mümkündür (?) sorusunu insanın kendisi ; ortak ve güçlü biçimde yanıtlamadıkça mutsuz olmaya devam edecektir.
leyla erdem yiğit
31 mayıs 2012
5.29.2012
KADININ ÜSTTEN ALTINA DOĞRU ,
Kadının üstte başı , altında üreme yeri var.. Başı bohçalı olmalı , üretim yeri güdümlü .
Birinci , ikinci , üçüncü dönemde üstünde ki başından altına ancak gelindi . Ustalığın böylesi hiç görülmemişti . Yaşasın KRAL !
Hile ve desise ile değil , şeker gibi cemaat akilleri ile önce baş bohçalandı , şimdi alt taraf efsunlaştırılıp canlı üretiminde korumaya alındı .
Allah'ın izni ile penis ; "ben" varım diyerek vajinaya karşı diklendiğinde ve tohumu vajinada yumurtayla güreşi başlattığında ne yapılırsa , erkek mi / kadın mı olacağını açıklayan modern "fetva " dördüncü dönemde verilecektir. Bu fetva erkeklere "şevk ve zevk , kadınlara "munis huy , güzel zevce olmanın" yollarını gösterecek ! Hastane okul gibi kurumlarda önce devletimizin büyüklerince gündemleştirilecek , sonra "din psikologlarınca" öğretilecektir. Hep birlikte 16 , en geç 20 yaşına kadar evlenmeyen kızların nasıl da zararlı olabileceğini tartışacağız. Dinimizce : dokuz , onaltı ve ya en geç yirmi yaşları arasında evlenmenin en iyi olduğuna; tam dokuz ay , ongün içinde karar vereceğiz.
Dördüncü dönem başladığında "ileri demokrasi" bilime öncelik vererek" hayat üretmenin zararlarını ve doktorlar mı çok para kazanmalı , kocalar ve hocalar mı çok para kazanmalı gibi sosyal varlığımızı yüzde yüz geliştirecek SORULARIN YANITLARINI ve konuları tartışabileceğiz.
Ensest ten , tecavüz den , Irak'ta ki gibi savaşta yüzlerce iğfal'den fetüs / kadın " allahın " izniyle cinayet işleyemeyeceğini doktoruna söyleyecek ve kürtaj denen beladan kurtulacağız. Doktorlar mı , bakanlar mı , müteahhitler mi , aracı ticaret şirketleri mi çok para kazanıyor tartışılarak karara bağlanacaktır.
Döllenmiş kadın ve ana rahmine " hayat koyan erkek ve erkek tohumu kazınmaktan ve ELEKTRİK süpürgesi gibi vakumlanmaktan ve aşağılanmaktan kurtulacak , zalimler tutuklanacaktır. Kim O doktorlar ki erkeği aşağılayabilir ?
Cenin dönemi , fetüsün sağlığı gibi konular ancak dindarlığından kuşku duyulmayan ve bir o kadar dindar ve kindar olabilen hekimlerce tartışmak müsüman toplumun birinci görevi olacaktır.
Bilimsel savları İLERİ SÜREN DOKTORLARIN ; " ergenekon ve balyoz " davaları ile ilişkisi araştırılacak , birkaç dalga yöntemi İLE meydana çıkarılacaktır. Böylece " ileri demokrasi " biraz daha ilerlemiş olacaktır .
Allah'ın izniyle beş çocuk yapan kadınların taktire şayan kadınlar olarak ödüllenmesini isterim ben. Bir adam beş kadın formülü ile ; yani şöyle: dinimize de uygun şekilde ; bakım / dayak / yatak üçlemesini eksiksiz yerine getirebilen ve getirebilecek erkeklerin kanaat önderliğine başvurularak " kamuoyu " her koldan zihinsel olarak hazırlanmalıdır.
Türk milleti güçlenmelidir. Eğer doğu bölgelerde ki kadınlar dokuz on çocuk doğurabiliyorsa batıda daha çok çocuk doğurtulmalıdır. Böylece toplumun rekabetçi ekonomiye uygun olacak rekabetçi ruhu yükselecektir. Allahın izni ile " ya bismillah " diyerek kaderin vurduğu hayata yolculuk başlamalıdır.
Kadınlar miras hukukunda eşitlik gereği miras alabiliyor mu ?
Kadınlar neden şiddet görüyor ?
Türkiye de kaç iş adamı karşılığında kaç iş kadını vardır ?
Kaçta kaçı yöneticidir ?
Kaç " namuslu , KATİL , MAFYA " erkeğe karşı , kaç "namussuz" KATİL , MAFYA kadın vardır ?
Evliliği kadın erkek eşitliği ile kavrayan ve yaşayan şehirli kaç aileye karşı , evliliğe cinsiyet açısından rol yükleyen ve duygu açısından illiyet bağı kuran kadın erkek oranı nedir ? GİBİ SORULAR ZİNHAR YASAKLANMALIDIR.
Allah'ın nuru üzerinize doğsun !
"Dindar ve ileri demokrasi" yanlısı ulu köşe yazarlarının nurtopu fikirleri kafanızda olsun ! Amin !
leyla erdem yiğit
29 Mayıs 2012
Kadının üstte başı , altında üreme yeri var.. Başı bohçalı olmalı , üretim yeri güdümlü .
Birinci , ikinci , üçüncü dönemde üstünde ki başından altına ancak gelindi . Ustalığın böylesi hiç görülmemişti . Yaşasın KRAL !
Hile ve desise ile değil , şeker gibi cemaat akilleri ile önce baş bohçalandı , şimdi alt taraf efsunlaştırılıp canlı üretiminde korumaya alındı .
Allah'ın izni ile penis ; "ben" varım diyerek vajinaya karşı diklendiğinde ve tohumu vajinada yumurtayla güreşi başlattığında ne yapılırsa , erkek mi / kadın mı olacağını açıklayan modern "fetva " dördüncü dönemde verilecektir. Bu fetva erkeklere "şevk ve zevk , kadınlara "munis huy , güzel zevce olmanın" yollarını gösterecek ! Hastane okul gibi kurumlarda önce devletimizin büyüklerince gündemleştirilecek , sonra "din psikologlarınca" öğretilecektir. Hep birlikte 16 , en geç 20 yaşına kadar evlenmeyen kızların nasıl da zararlı olabileceğini tartışacağız. Dinimizce : dokuz , onaltı ve ya en geç yirmi yaşları arasında evlenmenin en iyi olduğuna; tam dokuz ay , ongün içinde karar vereceğiz.
Dördüncü dönem başladığında "ileri demokrasi" bilime öncelik vererek" hayat üretmenin zararlarını ve doktorlar mı çok para kazanmalı , kocalar ve hocalar mı çok para kazanmalı gibi sosyal varlığımızı yüzde yüz geliştirecek SORULARIN YANITLARINI ve konuları tartışabileceğiz.
Ensest ten , tecavüz den , Irak'ta ki gibi savaşta yüzlerce iğfal'den fetüs / kadın " allahın " izniyle cinayet işleyemeyeceğini doktoruna söyleyecek ve kürtaj denen beladan kurtulacağız. Doktorlar mı , bakanlar mı , müteahhitler mi , aracı ticaret şirketleri mi çok para kazanıyor tartışılarak karara bağlanacaktır.
Döllenmiş kadın ve ana rahmine " hayat koyan erkek ve erkek tohumu kazınmaktan ve ELEKTRİK süpürgesi gibi vakumlanmaktan ve aşağılanmaktan kurtulacak , zalimler tutuklanacaktır. Kim O doktorlar ki erkeği aşağılayabilir ?
Cenin dönemi , fetüsün sağlığı gibi konular ancak dindarlığından kuşku duyulmayan ve bir o kadar dindar ve kindar olabilen hekimlerce tartışmak müsüman toplumun birinci görevi olacaktır.
Bilimsel savları İLERİ SÜREN DOKTORLARIN ; " ergenekon ve balyoz " davaları ile ilişkisi araştırılacak , birkaç dalga yöntemi İLE meydana çıkarılacaktır. Böylece " ileri demokrasi " biraz daha ilerlemiş olacaktır .
Allah'ın izniyle beş çocuk yapan kadınların taktire şayan kadınlar olarak ödüllenmesini isterim ben. Bir adam beş kadın formülü ile ; yani şöyle: dinimize de uygun şekilde ; bakım / dayak / yatak üçlemesini eksiksiz yerine getirebilen ve getirebilecek erkeklerin kanaat önderliğine başvurularak " kamuoyu " her koldan zihinsel olarak hazırlanmalıdır.
Türk milleti güçlenmelidir. Eğer doğu bölgelerde ki kadınlar dokuz on çocuk doğurabiliyorsa batıda daha çok çocuk doğurtulmalıdır. Böylece toplumun rekabetçi ekonomiye uygun olacak rekabetçi ruhu yükselecektir. Allahın izni ile " ya bismillah " diyerek kaderin vurduğu hayata yolculuk başlamalıdır.
Kadınlar miras hukukunda eşitlik gereği miras alabiliyor mu ?
Kadınlar neden şiddet görüyor ?
Türkiye de kaç iş adamı karşılığında kaç iş kadını vardır ?
Kaçta kaçı yöneticidir ?
Kaç " namuslu , KATİL , MAFYA " erkeğe karşı , kaç "namussuz" KATİL , MAFYA kadın vardır ?
Evliliği kadın erkek eşitliği ile kavrayan ve yaşayan şehirli kaç aileye karşı , evliliğe cinsiyet açısından rol yükleyen ve duygu açısından illiyet bağı kuran kadın erkek oranı nedir ? GİBİ SORULAR ZİNHAR YASAKLANMALIDIR.
Allah'ın nuru üzerinize doğsun !
"Dindar ve ileri demokrasi" yanlısı ulu köşe yazarlarının nurtopu fikirleri kafanızda olsun ! Amin !
leyla erdem yiğit
29 Mayıs 2012
5.24.2012
- ORTAÇAĞ SIKINTISI ,
- Genç adam bir süredir sessiz oturuyordu. Doğruldu kalktı , küçük kızının uykuda ki masumiyetini çok güzel buldu . Hayat canlanınca çizgiler neden sertleşiyor diye düşündü . Sevginin uzun yolunda benzersiz çiçeklerdir çocuklar , iyi ki çocuklarım var dedi kendine. Gün başladı ümidim bir gün daha yaşlandı diye de hayıflanırken kapısı çalındı , koştu açtı !
- --------- Günaydın
- --------- Günaydın Hüsna Hanım
- Beklettim kusura kalma dedi Hüsna ve aceleyle sordu .
- Eleyna bugün de "..anemi istiyorum der ve gene ağlarsa ne diyeceğim"
- ----------Her zaman olduğu gibi gerçeği ve bekleyeceğimizi söyleyeceksin. Ben de her gün yaptığım gibi üç kez telefon konuşmasını yineleyeceğim , akşama erkenden geleceğim.
- ---------- Allah'ın belaları , ne istiyorlar kadıncağızdan , suç atıyorlar .. ! Bir yıl oldu tutuklanalı " suçun kanıtı " bulunmaz mı ? Bir tek ........ belediyesinde mi yolsuzluk olmuş , kendi belediyelerinde bir şey olmuyor mu ? Allahın belaları ....kör olun e mi !
- Genç adam körfezin seher vaktinden parça parça kalan kırmızı sulara acıdan yorulmuş gözlerle baktı !
- Ayrıldı evden . Orta Doğu Teknik Üniversitesinde son yaz Eylül ayında yeşeren aşk evliliğinin anılarını anımsadı . Sanki çocuklarının annesi olan tutuklu kadının " sevgilim " diyen sesini duyuyordu.. Yürüdü gitti ..!
- Çalışma ofisinin kapısına geldiğinde adalet hangi çağda kayıptı , hukuk hangi çağda öldürülmüştü ... Ve insan hangi çağda insanlığını devredebilmişti . İnsan vicdanı kitlesel suçlu üretmeyi nasıl ve neden kabul edebiliyordu ? sorularına yanıt arıyordu. Yaygın ve arsız acılarının büyüdüğünü hissetti !
- Sevgili okur ,
- Yukarıda ki kısacık öykü gerçek hayattan bir yudumdur . Ne düşüneceğinizi bilemem. Ancak ne olduğunun bulgularını apaçık anlamanız mümkündür.
- Batılı toplumlarda ; 1720 yıllarında başlayan aklın ışığına yolculuk , 1789 yılına gelindiğinde maddi güce dönüşmüştü . Batılı halk uzun ve gazaplı mücadele ile hükmeden ortaçağı bütün sonuçları ile yıktı. Anlamını yok etti ve bu günkü aklına erişti . Batıda , Ortaçağ Engizisyon mahkemeleri " kendi ışığımızı üretmeliyiz "diyen ve bu gün kimsenin itiraz edemediği dünya gezegeninin bilimsel gerçeğini insanlığa kazandıran Galilio Galile'yi öldürdü. Aynı batıda ki ortaçağ , Sokrat'ı ve "Enel -Hak ... Tanrı benim.." diyen Hallacı Mansur'u yok etti.
- Tam da bu sıralarda bizde ; bir deha ışığı insan çıktı ..! Mevzilerini ve kudretini aydınlanma sürecinde kaybeden batılı ticaret ve yönetim sınıfının saldırısı ile karşılaşan Anadolu halkı ; bu deha'nın önderliğinde işgallere son verdi ve aydınlanmış batının toplumsal ve siyasal yapılanmasını kurdu.
- Bu deha M. Kemal Atatürk idi. Batılı toplumların yaklaşık yüzyıl süren aydınlanma mücadelesi ile kazandıklarını M.Kemal Atatürk bize ; 10 yılda kazandırdı ve kurumlaştırdı. Orta çağın insan aklını öteleyen din ve hurafeye dayanan yönetim ve eğitim yapılanmasına son verdi. O zamanlar dünyanın sosyal devrimler çağında olması Atatürk'ün ve insanlığın belki de büyük yardımcısı oldu. Ancak; bugünden daha kolay değildi . Atatürk'ün aklı utku kazandı ! Kazanmasına kazandı ama , onun yokluğundan sonra gelen tüm hükümetler aydınlanmanın bir süreç olduğunu yadsıdılar. Kurum ve kuruluşları bu sürecin ilke ve hukuk düzenlemeleri içinde ve bağımsızlık korunarak olacağını öngöremediler. Entellektüel insanları , her meslekte tam aydın çoğunluğu varetmenin , sanat ta gelişmenin ve gerçek sanatçının yetiştirilmesinin bir toplumun erşkinliğe ulaşmak demek olduğunu asla düşünmediler. Düşünmüş olsalar da kabul etmediler. Bu zayıf halka etkinleşti , büyüdü . Atatürk'ün Üstten yaktığı aydınlanmacı ışık , beslenen ve yeşeren gerici yığınlar tarafından söndürülmeye başlandı. Bu eğilimi keşfeden ve kullanan dünya çıkar ticareti gericiliğin güçlenmesini sağladı. Bu gün bu eyilim yönetimde dir. Kravatlı ORTAÇAĞI yaşıyoruz. Bunlara "aydın" diyorlar . Anlamayalım , yutalım diye .
- Aydınımız az sayıdadır . Entellektüellerimiz sayılamayacak kadar belirsizdir ve bilim adamlarımız sessizdir ! Konuşanlar olursa ; onları kasalarında ki paraları saklar gibi saklıyorlar yada değersizleştiriyorlar.
- Aşağıda , batılı toplumların aydınlanma sürecinde ışıkları yakmış ve yaktırmış , İtalyan Leonardo Da Vinci gibi isimlerin ve benzerlerinin dışında olan düşünür ve bilim adamı , sanatçı ve yazar olan bir kısım isimleri okuyorsunuz. Biz de ne kadar var ? Var mı ? Var olanlar da hürriyetlerinden yoksun .. . Yada Fazıl Say'a yapıldığı gibi memleketten gitmek zorunda bırakılıyor. Veya abluka edilmiş medya ilgilenmiyor.
- Sıkıntı ortaçağ sıkıntısıdır. Kavga içeride ; ortaçağ ile aklın ışığı arasındadır . Dışarıda ise ortaçağı kullananlar ile buna karşı olanlar arasındadır. Bölücülük ve ölümler bu kavganın oyunlarıdır.
- Dünya da hiçbir halk ışıkları görmeden karanlıkta koşmaz , koşmadı !
- leyla erdem yiğit 24 mayıs 2012
- George Berkeley
- Claude Adrien Helvétius
- Jean le Rond d'Alembert
- David Hume
- René Descartes
- Denis Diderot
- Etienne Bonno de Condillac
- Francis Bacon
- Galileo
- Gotthold Ephraim Lessing
- Gottfried Leibniz
- Immanuel Kant
- Jean-Jacques Rousseau
- John Locke
- Julian Offray de Lamettrie
- Kopernik
- Laplace
- Lois Rene de Caradeux de la Chalotais
- Montesquieu
- Newton
- Spinoza
- Thomas Hobbes
- Voltaire
5.23.2012
Aşağıda sunulmuş olan CAN YÜCEL'İN İLKYAZ İÇİN yazdığı dizelerin ardından benim notlarımdır.
Hayat ne yalnızca para pul , ne yalnızca başarılardır.
Hayat çoğunlukla küçük sevinçler , esenlik içinde güçlü sevgilerdir.
Ve hayat kötülüğün karşısında iyilikten vazgeçmeden yaşamaktır.
Hayat kendinizle kaldığınızda kapınızı çalan , yanıbaşınıza gelen herkestir.
Hayat güveni ürettiğinde hayattır.
leyla erdem yiğit / 23 mayıs 2012 -
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
Arkadaşım,
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Can Yücel
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




.jpg)




